Τρίτη, 27 Απριλίου 2010

TOXOPLASMOSİS

TOXOPLASMOSİS

Doç.Dr. Serpil NALBANTOĞLU, Arş.Gör. Sırrı KAR, Prof.Dr. Zafer KARAER
Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı., Ankara
Toxoplasmosis insan ve hayvanlarda Toxoplasma gondii tarafından şekillendirilen sistematik bir enfeksiyondur. Özellikle çocuklarda doğmasal ve immun süpresif bireylerde oportunistik olarak karşımıza çıkan toxoplasmosis, dünya genelinde en sık karşılaşılan zoonoz hastalıklardan biridir (Dubey ve Beattie, 1988; Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004).


Toxoplasma gondii ilk kez 1908 yılında Tunus'ta, Nicolle ve Manceaux tarafından kemirgen bir hayvan olan Ctendactylus gondi organ ve dokularında bulunmuştur (Yaşarol, 1983). Takip eden yıllarda değişik hayvan türlerinde de tanımlanan etkenin biyolojisi ile ilgili kesin verilerin elde edilmesi uzun yıllar almış ve hastalığın kedi ilişkisi de ancak 1970’lerde ortaya konabilmiştir (Yaşarol, 1983; Dubey ve Beattie, 1988; Tenter ve ark., 2000). Bu parazit hakkında 2000 yılına kadar 15 000 orjinal makale, 500 review ve birçok kitap ve kitap bölümü yayınlanarak konunun önemi vurgulanmıştır (Tenter ve ark., 2000). Türkiye'de ilk toxoplasmosis yayını 1950 yılında Akçay ve arkadaşları tarafından bir köpekte, daha sonra 1953 yılında Unat ve arkadaşları tarafından bir insanda bildirilmiştir (Yaşarol, 1983) ve bugüne kadar yaklaşık 70 orijinal makale yayımlanmıştır.
Etiyoloji
Toxoplasma gondii sporozoea sınıfının Toxoplasma soyunda yer alan tek türdür (Sınıf altı: Coccidia, Dizi: Eucoccidia) (Levine, 1985; Dubey ve Beattie, 1988; Schwartzman, 2001; Krauss ve ark., 2004). Bununla birilikte T.gondii'nin dünya genelinde, sekans varyasyonu %5’i geçmemekle birlikte değişik genotipleri de bulunmaktadır. Etkenin genotiplendirmesinde bir yüzey antijenini kodlayan SAG2 gen sekansından yararlanılmaktadır; buna göre parazitin Tip I, II ve III olmak üzere 3 farklı genotipi tanımlanmıştır. Söz konusu geneotipler arasındaki farklılık, özellikle fare ve insanlarda virulanslarda kendini gösterdiği gibi, hastalığın insanlardaki seyrinde de görülür, ancak bu konu tam anlamıyla açıklığa kavuşturulamamıştır (Schwartzman, 2001; Krauss ve ark., 2004).
Yayılış
Toxoplasma gondii dünyada insan, evcil ve yabani hayvanlarda en çok görülen parazitlerden biridir. Son konak kediler ve gerçek Felidae'lerdir. Arakonak spektrumunda insanlarda dahil olmak üzere bütün sıcak kanlı hayvanlar yer alır. İnsanlarda hastalığın yayılışı belirli bir cografik bölge içerisinde farklılıklar gösterebildiği gibi, söz konusu farklılık etnik gruplar arasında da dikkat çekmektedir. Seroepdemiyolojik araştırmalar her üç insandan birinin enfekte olduğunu göstermiştir. Son 10 yılda Orta Avrupa’da doğurma yaşındaki kadınlarda seropozitifliğin %37-58, ABD'de %3-35, Batı Afrika'da %54-77, Latin Amerika'da ise %51-72 arasında olduğu bildirilmiş ve ilerleyen yaşlarda pozitifliğin arttığı kaydedilmiştir (Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004). Türkiye’de ise doğurma yaşındaki kadınlarda bu oranın ortalama %37,00 olduğu (Babür ve ark., 2002), insanlarda yapılan genel taramalarda ise pozitiflik oranının %10,00-48,83 arasında değiştiği görülmüştür (Babür ve ark., 1995; Yıldız ve ark., 2000; Aslan ve Babür, 2002; Öztürk ve ark., 2002).
Hastalık açısından önemli bir kaynak olan ev kedilerinde, değişik ülkelerde yapılan seroepidemiyolojik çalışmalarda, özellikle genç hayvanlarda %10-80 oranında pozitiflik saptanmış ve Orta Avrupa'da kedilerin %0,1-6'sının dışkısıyla oocyst çıkardığı belirlenmiştir (Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004). Yine Türkiye’de yapılan araştırmalarda ev kedilerinde %37,5-55,5 arasında değişen seropozitiflik belirlenmiş (İnci ve ark., 1996; Babür ve ark., 1998; Eren ve ark., 1998), ancak oocyst atımı ile ilgili bir bilgiye rastlanmamıştır.
İnsanlar kedi kaynaklı oocystlerin dışında ara konaklarda gelişen kalıcı kistler aracılığıyla da enfekte olabilmektedirler. Avrupa ve Amerika'da özellikle domuzların insanlar için önemli bir risk kaynağı olduğu görülmüş, 1970'lerde kesilen domuzlarda yapılan et kontrollerinde %10-55 arasında pozitiflikle karşılaşılmış, ancak söz konusu yaygınlığın Orta Avrupa'da %1'in altında kaldığı bildirilmiştir (Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004).
Gevişgetirenlerde latent toxoplasma enfeksiyonuna oldukça sık rastlanmakta olup, bunladan doku kistlerinin oluştuğu bir diğer hayvan olan koyunlarda Avrupa'da, %20-90 arasında enfeksiyon belirlenmiştir. Türkiye’de etleri çok tüketilen ve belki de bulaşmada önemli rol oynayan bu hayvanlarda (koyunlarda) seropozitiflik oranının %33,20-88,70 arasında olduğu görülür (Babür ve ark., 1996; Yağcı ve ark., 1997; Babür ve Karaer, 1997; Babür ve ark., 1997; İnci ve ark., 1999; Nalbantoğlu ve ark., 1999; Aktaş ve ark., 2000; Aslantaş ve Babür, 2000; Aktaş ve ark., 2000; Yıldız ve ark., 2000; Babür ve ark., 2001; Karatepe ve ark., 2001; Tütüncü ve ark., 2001; Aslan ve Babür, 2002; Çiçek ve ark., 2004; Paşa ve ark., 2004; Karatepe ve ark, 2004; Sevgili ve ark., 20005; Öncel ve ark., 2005).
Bir diğer gevişgetiren sığırlarda ise Toxoplasma kısa bir süre canlı kalabilmekte ve o nedenle sığır etlerinde çok ender olarak doku kistlerine rastlanabilmektedir. Atlarda hastalığa karşı duyarlılık düşük düzeyde olup, ender olarak pozitif olgularla karşılaşılabilmektedir. Vahşi hayvanlarda enfeksiyon yüksek oranda bulunmaktadır ki ABD'de seroprevalansın %60'a kadar yükselebildiği görülmüştür. Tavşanlar çok sayıda sporlanmış oocyst enfeksiyonu sonrası birkaç gün içerisinde gelişen ciddi hastalık tablosu gelişebilmektedir. Kanatlıların, özellikle tavukların, insanlar açısından enfeksiyon oluşturma potansiyeli ayrıntılı bir şekilde araştırılmamıştır, ancak düşük bir öneme sahip olduğu tahmin edilmektedir. Köpeklerin ise epidemiyolojik açıdan önem taşımadığı bildirilmiştir (Dubey ve Beattie, 1988; Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004).
Türkiye’de koyun ve kedilerin dışında kalan hayvanlardan keçilerde %41,30-63,15 (Babür ve ark., 1997; Babür ve ark., 1999; Nalbantoğlu ve ark., 1999; Karatepe ve ark., 2004), sığırlarda %27,61-70,49 (Eren ve ark., 1997; İnci ve ark. 1999; Aktaş ve ark., 2000; Aslantaş ve Babür, 2000; Yıldız ve ark., 2000; Karatepe ve ark., 2001; Nalbantoğlu ve ark., 2002; Aslan ve Babür, 2002; Çiçek ve Babür, 2002; Karatepe ve ark., 2003), tek tırnaklılarda %1,80-42,20 (İnci ve ark., 1996; Babür ve ark., 1997;1998; Aktaş ve ark., 1999; Aslantaş ve ark., 2001; Taylan ve ark., 2002; İnci ve ark., 2002; Akça ve ark., 2004; Sevgili ve ark., 2004), kanatlılarda %0,00-12.00 (Babür ve ark., 1998; İnci ve ark., 1998; Babür ve ark., 1999; İnci ve ark., 2002; Bıyıkoğlu ve ark., 2002; İnci ve ark., 2002; Çiçek ve ark., 2004), köpeklerde %46,00-85,51 (Çakmak ve ark., 1996; İnci ve ark., 1996; Babür ve ark., 1997; Eren ve ark., 1998; Aktaş ve ark., 1998; Sevinç ve ark., 2000; Örgev ve ark., 2001; İnci ve ark., 2002; Aslantaş ve ark., 2005) arasında, mandalarda %31,13 (Çiçek ve ark., 2002), tavşanlarda %8,00 (Babür ve ark., 2000) seropozitiflik saptanmıştır.
Bulaşma
Toxoplasmosiste bulaşma esas olarak dört şekilde meydana gelmektedir:
1. Oocystlerle horizontal bulaşma: Tek son konak olan kediler bulaşmada ana rolü üstlenirler. Dışkı ile atılan oocystlerin ağız yolu ile alınması bütün ara konaklar ve kediler için başlıca bulaşma şeklidir. İnsanlarda enfektif oocyst ile kontamine suların tüketilmesine bağlı yaygın toxoplasmosis olgularıyla karşılaşılmıştır, 1995'te Kanada'da 112 kişinin enfeksiyonu ile sonuçlanan olay buna örnektir.
2. Doku kistleriyle (bradyzoit) horizontal bulaşma: Ara konak ve kedilerin kistli etleri veya enfekte kemiricileri yemesiyle gerçekleşir. İnsanlarda pişmemiş veya az pişmiş kistli dokuların tüketilmesi önemli bulaşma yollarından olup, bu noktada domuz ve kuzu etleri özel önem taşır. Sığır eti kaynaklı bulaşma riski, bu hayvanlarda parazitin uzun süre canlılığını koruyamamasından dolayı düşüktür. İnsanlarda enfeksiyon kaynağı farklı kültür, yaşam ve beslenme alanları için ciddi farklılıklar gösterir. Kürk elde etme işlemi, fok karaciğeri ve donmuş fok eti, çiğ kanguru eti, çiğ domuz ciğeri ve dalağı ciddi enfeksiyon kaynağı olarak bilinmektedir.
3. Pseudokistlerle (tachyzoit) horizontal bulaşma: Genellikle kan ve doku transplantasyonu veya çiğ süt tüketimi sonucu şekillenir. İnsanlarda tachyzoit kaynaklı (ör. Keçi sütünden) oral enfeksiyonlar bildirilmiştir, ancak enfeksiyonun oluşma şekli tam olarak aydınlığa kavuşturulamamıştır. Tachyzoitler mide pasajına dirençsiz olduklarından, olası enfeksiyon ağız boşluğundaki lezyonlar aracılığı ile gerçekleşmektedir. Et ve etli yemek hazırlama esnasında ele bulaşmış olan tachyzoitlerin, gözlerin ovuşturulmasına bağlı olarak konjuktivadan vücuda girebileceği bildirilmiştir.
4. Kongenital vertikal bulaşma: Enfekte gebelerde plasenta yoluyla parazitin fötusa geçmesi şeklinde gerçekleşir. (Levine, 1985; Dubey ve Beattie, 1988; Schwartzman, 2001; Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004).
Biyoloji
Fakültatif heteroxen bir biyolojiye sahip olan T.gondii’nin son konağı kedi ve kedigiller, ara konağı ise insan ve kedi de dahil olmak üzere 200 kadar omurgalı hayvan türüdür.
Parazitin tek son konağı olan kediler aynı zamanda arakonakçı gibi de davranabilmektedirler. Kediler, yine kedi dışkısı ile atılmış ve tabiatta sporlanmış oocystleri, bulaşık gıda ve sularla ağız yoluyla alarak, ya da gerçek doku kisti veya pseudokist içeren, çoğunlukla kuş, kemirici gibi ara konakların etlerini yiyerek enfekte olabilmekte, ayrıca enfekte kediden doğan yavru kediler kongenital olarak enfeksiyonu annelerinden de alabilmektedirler. Dolayısıyla kediler parazitin tachyzoit (pseudokist), bradyzoit (gerçek doku kisti) veya sporozoitleri (oocyst) ile enfekte olabilmektedir. Enfeksiyonda prepatent süre alınan form ile birebir bağlantılı olup, bu süre oocyst ile enfekte olan kedilerde 21-24 gün, ara konaktaki pseudo-kistlerde bulunan tachyzoitleri alarak enfekte olan kedilerde 9-11 gün, arakonakta bulunan kist içindeki bradizoitlerle enfekte olanlarda ise 3-5 gün kadardır. Gerçek doku kistlerini alan kedinin bağırsağında serbest hale gelen bradyzoitler hızlı bir şekilde intestinal faza girebilmekte ve o nedenle akut oocyst atımı görülebilmektedir. Tachyzoit ve oocyst enfeksiyonunda ise parazitin doku invazyonu ve buna bağlı çekirdekli hücre enfeksiyonu gerçekleşmekte, parazitin tekrar bağırsağa dönüp oocyst oluşturma aşamasına girmesi zaman almakta, dolayısıyla oocyst atımı, özellikle oocyst alımı tarzında gerçekleşen enfeksiyonlardan sonra belli oranda gecikmektedir. Kedilerde oocyst alınımı ile gerçekleşen enfeksiyonlarda, vücutta geçen döngü temel olarak ara konaktakine benzemektedir, ancak en önemli ayrım çeşitli vücut dokularında gelişen formların tekrar bağırsağa dönerek oocyst oluşturma yönünde gelişim göstermesidir. Sonuç olarak kediler paraziti her ne şekilde almış olurlarsa olsunlar, direkt veya vücut dokularında gerçekleşen bir gelişimi takiben bağırsak hücrelerinde meragoni, gametogoni ve takibinde zygot ve oocyst oluşumu gerçekleşebilmektedir. Bu du-rum, gerçek doku kistlerinin alınması ile şekillenen enfeksiyonların hemen hepsinde görülürken, tachyzoit ve oocyst alınımı şeklinde gerçekleşen enfeksiyonlarda %50 düzeylerindedir (Levine, 1985; Dubey ve Beattie, 1988; Schwartzman, 2001; Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004).
İlk enfeksiyondan sonra kediler 1-14 gün gibi kısa bir süre devam eden oocyst atımı sergilerler ki atılan bu oocystler dayanılılık ve sayı bakımından birçok insanı enfekte edebilecek kapasitededirler. İmmun sistemi sağlıklı olan bir kedi ilk enfeksiyonu takiben bir immunite geliştirerek ikinci bir enfeksiyonda şekillenecek oocyst atımını kısıtlar veya tamamen engeller (Krauss ve ark., 2004). Dışkıyla atılan oval yapıdaki oocystler, tabiatta uygun ısı, nem ve oksijen eşliğinde 2-4 gün içerisinde sporogoni dönemini geçirerek enfektif hale gelirler. Sporlanmış oocyst çevre şartlarına karşı dirençlidir. Nemli toprak içerisinde bulunan oocystler özellikle düşük ısılarda aylarca enfektivitelerini korurlar. Büyüklüğü 11-14x9-11 μm kadar olan yuvarlağa yakın formdaki, mikropilsiz sporlanmış oocystler, her biri 4 sporozoit içeren, stieda cisimciği bulunmayan, 8,5x6 μm büyüklüğünde 2 sporocyst ihtiva ederler (Levine, 1985; Dubey ve Beattie, 1988; Kaufmann, 1996; Schwartzman, 2001; Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004).
Sporlanmış oocystleri gıdalar aracılığı ile oral olarak alan insan, köpek, sığır, koyun, keçi, at, domuz gibi ara konaklarda mide pasajını takiben açılan oocystler içerisinden çıkan sporozoitler bağırsak duvarını geçerek kan ve lenf yoluna dahil olurlar ve çeşitli organ ve dokulara yayılırlar. Parazit makrofaj başta olmak üzere neuron, microglia, endothel, karaciğer, akciğer ve glandular epitel hücreleri, kalp ve iskelet kas hücreleri, fötal membran hücreleri ve leucocyt gibi pek çok çekirdekli hücreye yerleşerek endodiyogonik olarak, aseksüle yolla çoğalır ve birçok tachyzoit ihtiva eden pseudokistleri (terminal koloni, aggrigate safhası, grup safhası) meydana getirirler. Akut enfeksiyonlarda nadiren kanda ve periton exudatında hücre dışı serbest formlarla da sıklıkla karşılaşılabilir. Bu akut dönem kısa bir süre içerisinde gelişen bağışıklıkla birlikte kronik boyuta geçer ki bu dönem ikinci faz olarak da isimlendirilir. Kronik dönemde, pseudokistlerden ayrılan tachyzoitler başta sinir sistemi olmak üzere, kas ve diğer pek çok doku hücrelerine yerleşir, yine endodiyogoni yoluyla yavaş bir şekilde çoğalarak gerçek doku kist1erini oluştururlar. Tachyzoitlerin pseudokistlerden ayrılıp kalıcı kist oluşturma süreçleri dalak, karaciğer, akciğer gibi organlarda çabuk, kalpte biraz daha yavaş, beyinden ise en yavaş şekilde gerçekleşir. Bunla birlikte, konağın immun sistemi ile de bağlantılı olarak yıllarca süren tekrarlı tachyzoit safhası görülebilir (Levine, 1985; Dubey ve Beattie, 1988; Kaufmann, 1996; Schwartzman, 2001; Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004). Bu kistler 100-400 μm büyüklükte olup içlerinde çok sayıda, kavun dilimi şeklinde bradyzoit bulundururlar. Kistler kendilerine özgü, koruyucu bir zar ile çevrilidirler; yerleştiği dokuya da bağlı olmakla birlikte, genellikle hiçbir klinik semptom meydana getirmeden konakçının immun sistemi bozuluncaya kadar kalabilmekte ve immun yetmezlikle birlikte açılarak tekrar akut forma dönüşebilmekte, bazen de kireçleşerek kalsifiye odaklar şeklinde kalabilmektedirler. Kist oluşumu hayvan türlerine göre değişiklikler arz eder ki bu formlara koyun ve domuzda sıklıkla rastlanırken, sığırda görülmemektedirler. Söz konusu kistler içerisinde gelişen tachyzoit ve bradyzoitler, insan, kedi ve kuşlar için enfektiftirler (Levine, 1985; Dubey ve Beattie, 1988; Schwartzman, 2001; Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004). Bu zoitler 4-7x2-4 μm büyüklüktedirler ve elektron mikroskopta apicomlexa yapı gösterirler. Giemsa ile boyalı preparatlarda ve ışık mikroskobunda, genelde iki ucu sivri yay şeklinde veya bir ucu yuvarlak şekilde görülürler. Çekirdek çoğunlukla ortada, bazen geniş kenara yakındır ve granül yoktur. (Levine, 1985; Dubey ve Beattie, 1988; Schwartzman, 2001; Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004).
Klinik (Hastalık formu)
Bütün konaklarda toxoplasmosisin seyri genellikle subkliniktir. İnsanlarda ve hayvanlarda, özellikle koyunlarda en çok dikkati çeken klinik bulgu aborttur.
Hayvanlarda toxoplasmosise bağlı olarak farklı bulgular ortaya çıkabilmektedir. Kedilerde etkenin bağırsak epitelinde gelişmesine rağmen enteritis hafiftir. Enfeksiyonun şiddeti özellikle yaş ile ilgili olup 2-3 haftalık kedilerde enfeksiyonun daha şiddetli olduğu, yaşlı kedilerin asemptomatik seyrettiği gözlenmiştir. Özellikle genç kedilerde ender de olsa öksürük, dispinea, ikterus ve leukopeni ile birlikte akut ateşli hastalık tablosu ortaya çıkmakta, yaşlı kedilerde ise şekillenen kronik tablo genellikle diare, iştahsızlık, kusma ve sentral sinir sistemi bozukluğu ile (ataksi, göz bozuklukları) seyreder.
Arakonak hayvanlarda enfeksiyonu takiben encephalitis, pneumonie ve retinitis şekillenebilmekte ve bu duruma immunsüpresyona bağlı doku kistlerinin açılmasından sonra da rastlanabilmektedir. Köpeklerde oocyst aracılığıyla oluşturulan enfeksiyonlarda, pneumoni ve merkezi sinir sistemi bozuklukları ile birlikte generalize ateşli toxoplasmosis gözlemlenmiştir. Domuzlarda, koyunlarda ve keçilerde erken ölüm, abort, zayıf yavru doğumları ortaya çıkabilirken bu durum ciddi ekonomik kayıplara neden olabilemktedir (Dubey ve Beattie, 1988; Krauss ve ark., 2004).
İnsanlarda yoxoplasmosisi;
İmmun yeterli bireylerde: Akut T.gondii enfeksiyonu sözkonusu İmmun yeterli bireylerde %80-90 oranında subklinik seyirlidir. Nadiren servikal veya genaralize lenfadenopati, ateş, baş ağrısı, halsizlik, kas ağrısı, şok, encephalopati, choriorethinitis myocarditis, pneumoni veya hepatitis görülebilir. Genellikle semptomlar enfeksiyondan sonraki bir kaç hafta içerisinde ortaya çıkar ve belli bir süre sonra ortadan kalkar, ancak ender olarak lenfadenopati aylarca persiste kalabilir. Tek bir enfeksiyonu takiben yeni bir enfeksiyona karşı etkili ve süregen bir immunite şekillenir (Dubey ve Beattie, 1988; Schwartzman, 2001; Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004).
İmmun supresif bireylerde toxoplasmosis: Bu tip bireylerde hastalık %90 oranında, kronik latent bir T.gondii enfeksiyonundan kaynaklanan doku kistlerinin gelişen immunsüpresyonu takiben aktive olmaları ve içlerinden çıkan bradizoitlerin vücuda yayılmalarından ileri gelir, nadiren ilk enfeksiyonu takiben de ortaya çıkabilmektedir. Oluşan reaksiyonlar özellikle merkezi sinir sisteminde dikkati çekmekte, asıl olarak beyin kökü ve bazal ganglionlar durumdan etkilenmektedir; ender olarak göz, akciğer, kalp ve diğer organlarda da lokal ve genaralize reaksiyonlar dikkati çekebilmektedir. Baş ağrısı, dikkat bozukluğu, kişilik değişiklikleri, dimağ bozukluğu, ataksi, kramp ve etkilenen organlarla ilgili dispnea, ishal ve görme bozuklukları gibi bulgular ortaya çıkabilecek diğer semptomlardandır (Dubey ve Beattie, 1988; Tenter ve ark., 2000; Schwartzman, 2001; Krauss ve ark., 2004).
Göz toxoplasmosisi: Genellikle prenatal bir enfeksiyon sonucu olarak, ender olarak da postnatal enfeksiyondan kaynaklanır. En tipik bulgu choriorethinitistir. Reaksiyon arka göz kamarasında gelişir, panuveitis sekonder bulgu olarak ortaya çıkar ve bulgular en çok doğumdan sonraki ilk hafta veya aylarda şekillenir. Bir çok hastada yıllarca semptom görülmeyebilir ki, bu grupta bulgular en çok 15-20 yaş arasında görülür. Semptom olarak görme kaybı, fotofobi, göz ağrısı, skotom, merkezi görme kaybı, göz kaslarında strabismus şekillenebilir (Dubey ve Beattie, 1988; Tenter ve ark., 2000; Schwartzman, 2001; Krauss ve ark., 2004).
Gebelikte toxoplasmosis ve kongenital toxoplasmosis: Hamilelerde Toxoplasma enfeksiyonu, genellikle, annenin etkeni hamilelik döneminde almasından kaynaklı bir ilk enfeksiyona bağlı olarak şekillenir (Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004).
Kongenitel toxoplasmosis, kadınların hamilelik esnasında enfeksiyonu almasının dışında, latent haldeki enfeksiyonun immun sistemi baskılamasıyla birlikte tekrar akut hale dönüşmesi sonucu etkenin fötusa vertical yolla bulaşmasından da ileri gelebilir. Fötusun transplasental enfeksiyonu ile ilgili reaksiyonların şiddeti, gebeliğin enfeksiyon sırasındaki dönemi ile birebir ilişkilidir. Gebeliğin ilk 3. ayında gerçekleşen enfeksiyonda, intrauterin bulaşma riski %15 kadardır ve ciddi tahriplerle sonuçlanır; gebeliğin 3. döneminde fötusun enfekte olma riski ise %65'lere çıksa da annenin etkili bir immunite geliştirmesine ve fötal dokuların belli oranda bütünlüğünü kazanmasına bağlı olarak yıkım daha önemsiz kalmaktadır; dolayısıyla risk enfeksiyon ile fötusun oluşumu arasındaki zaman ile ilişkilidir. Gebeliğin ilk 3 aylık döneminde düşüğe, ikinci üç aylık döneminde erken veya ölü doğuma ve anomaliye (chorioretinitis, intracranial calcification, hydrocephalus, microcephalus, karaciğer, dalak ve lenf yumrularında büyüme, ateş, anemi, lymphadenopathy, sağırlık ve sarılık), son üç aylık dönemde ise sağlıklı doğum, ancak erken bebek ölümleri ile karşılaşılabilir. Prenatal enfeksiyona bağlı bulgular doğumdan hemen sonra veya çok daha sonraları ortaya çıkabilmekte ve prenatal olarak enfekte çocukların %67-80'i doğumda herhangi bir bulgu göstermeyebilmektedirler (Dubey ve Beattie, 1988; Schwartzman, 2001; Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004).
Teşhis
Toxoplasmosis'in tanısı genellikle serolojik metotlarla IgG ve IgM'lerin tanımlanması esasına dayanmaktadır. Bunun için ELISA, EIA, Floresan antikor testlerinden yararlanılmaktadır. Daha önceleri kullanılan SF ve komplement bağlanma reaksiyonları gibi tanı teknikleri artık önemini kaybetmişlerdir (Schwartzman, 2001; Krauss ve ark., 2004).
Immun yeterli bireylerde saptanan yüksek düzeydeki IgM akut enfeksiyonu gösterir. Hastalığın kronikleşmesiyle birlikte ortaya çıkan IgG ise, ilk olarak enfeksiyondan 2-3 hafta sonra görülür ve 6-8. haftaya kadar yükselmeye devam eder ki zaman içerisinde düşüşe geçen IgG düşük seviyelerde de olsa hayat boyu kalıcılık gösterir. Söz konusu antikor titrelerindeki değişim 3-4 hafta aralıklarla kontrol edilerek enfeksiyonun dönemi belirlenir. İmmun supresif bireylerde de serolojik bulgular dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Bu tip bireylerde IgM yanıtı çoğunlukla önemsiz kalırken, belirlenen IgG tablosu daha önce şekillenen bir enfeksiyonu ortaya koyacaktır. CT, MRT ve biyopsi materyalinden yapılan DNA ekstraksiyonlarından da yararlanılabilmektedir. Gözde şekillenen toxoplasmosis olgularında, lokal olarak sentezlenen antikorların göz sıvısında saptanmasıyla tanı konabilmektedir (Schwartzman, 2001; Krauss ve ark., 2004).
Toxoplasma gondii'nin direkt tanısında kan, biyopsi materyali veya doku sıvılarının farelere intraperitoneal enjeksiyonundan yararlanılabilmektedir. Parazit, enjeksiyondan 1 hafta sonra kanda, 4-6 hafta sonra beyinde saptanabilir; burada eş zamanlı olarak gelişen antikorlar da pozitif sonuç verecektir. Peritoneal sıvıdan hazırlanarak Giemsa ile boyanmış preparatlar, enjeksiyondan 4-6 gün sonra tachyzoit yönünden incelenebilir. Diğer taraftan farelerde yapılan tetkiklerde etkene rastlanamaz ise, farenin dokularından hazırlanan sıvılar her 4 günde bir yeni fareye inokule edilmeli ve olası parazitin mikroskobik olarak saptanabilecek düzeyde çoğalması sağlanmalıdır (Levine, 1985; Dubey ve Beattie, 1988).
Son konak kedilerde dışkı muayenesi ile veya serolojik tanı yöntemlerinden yararlanılabilmektedir. Negatif tanının kesinleştirilmesi amacıyla dışkı muayenesi 1 hafta arayla 3 defa yapılmalıdır (Dubey ve Beattie, 1988; Schwartzman, 2001; Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004).
Ayırıcı Tanı
Immun yeterli bireylerde akut T. gondii enfeksiyonu mononukleus infeksiyosa, lenfoma, sitomegali, tüberküloz ile, immun supresif bireylerde HIV encephalopati, MSS cryptococcosisi, lenfoma ve beyin tümörleri, doğmasal toxoplasmosis ile sifilis, listerios, rubella ve stomegali gibi hastalıklardan ayrılmalıdır (Dubey ve Beattie, 1988; Schwartzman, 2001; Krauss ve ark., 2004).
Tedavi
Kedi ve köpeklerde sadece akut toxoplasmosisde tedavi önerilebilir (doku kistleri kimyasal preparatlarla elimine edilemez). Bunun için, bugün itibariyla tercihen Spiramycin (köpek ve kedilerde: 10-15 mg/kg, oral, günlük 2-3 doz, 2 hafta süreyle) veya Clindamycin hidroklorit (köpeklerde günlük 25 mg/kg, oral, 2-4 hafta süreyle, kedilerde bu ilaç kulanılmaz) verilebilir. Bu ilaçlar kandaki gelişme şekilleri için uygun değildir, bu yüzden serebral toxoplasmosise etkimezler (Eckert ve ark., 2005).
İnsanlardan immun yeterli bireylerde akut toxoplasmosis olayı sadece ağır durumlarda veya persiste enfekte bireylerde semptomatik olarak tedavi edilir. Erişkinlerde ve 6 yaşın üzerindeki çocuklarda Pyrimethamin (1. gün 50 mg, daha sonra 25 mg/gün) ve Sulphadiazin (4x1-1,5 gr/gün) oral olarak 3-6 hafta kombine bir şekilde verilir. Kemik iliği yıkımına karşı proflaksi amacıyla günlük 10-15 mg Folinik asit oral olarak verilmelidir. İmmun supresif bireylerde Pyrimethamin günlük olarak, 1. gün 200 mg, daha sonra 50-100 mg/gün, oral olarak ve buna ek olarak Sulphadiazin 4x1-1,5 gr/gün olmak üzere yine oral olarak en az 2-6 ay uygulanabilirken, olası kemik iliği tahribatına karşı proflaksi amacıyla günlük 10-20 mg Folinik asit oral olarak verilmelidir. Sulphadiazin yerine Pyrimethamin, 4x600 mg/gün oral, Clindamycin ile kombine edilerek verilebilmektedir. Primer ve sekonder toxoplasmosisin proflaksisi için günlük 1 tablet Cotrimoxazol forte önerilmektedir. Göz toxoplasmosisinde Pyrimethamin 100-200 mg/gün, daha sonra 25-50 mg/gün, bununla birlikte Sulphadiazin 1. gün 2-4 gr/gün, daha sonra 4x1 gr/gün ve 10-15 mg/gün Folinik asit oral olarak 4-6 haftadan fazla uygulanmalıdır. Ek olarak 50-100 mg/gün glukocorticoid oral olarak önerilebilir (Dubey ve Beattie, 1988; Schwartzman, 2001; Krauss ve ark., 2004).
Hamilelerde ilk 3 ayda Spiramycin (3x1 gr/gün) oral olarak doğuma kadar kullanılır, 4. aydan sonra terapi Pyrimethamin (1. ve 2. gün 2x50 mg/gün, daha sonra 1 x 50 mg/gün) ile birlikte Sulphadiazin (4x1 gr/gün) ve Folinik asit (10-20 mg/gün) oral olarak uygulanabilir. Doğmasal enfekte yeni doğanlarda ve süt emen bebeklerde Pyrimethamin 1. ve 2. gün 2 mg/kg/gün, daha sonra 1 mg/kg/gün dozlarda 2-6 ay, daha sonra haftada 3 kez olacak şekilde uygulanabilmektedir. Arkasından, Sulphadiazin 2x50 mg/kg/gün ve ek olarak 5-10 mg Folinik asit haftada 3 kez uygulanır ki tedavi en az 12 ay devam etmelidir (Dubey ve Beattie, 1988; Schwartzman, 2001; Krauss ve ark., 2004).
Korunma
Diğer pek çok hastalıkta olduğu gibi toxoplasmosis ile mücadelede de korunma esastır. Bu konu, özellikle seronegatif hamilelerde ve immunsupresif bireylerde önem taşımaktadır. Hayvansal dokulardaki kist içindeki bradyzoit 3-4 hafta kadar canlılığını koruyabilmektedir. Bu noktada özellikle domuz ve kuzu eti önem taşır ki bunların çiğ veya az pişmiş olarak tüketilmemesi, 70 ºC'nin üzerindeki ısılarda ve -20 ºC'de 3 gün tutularak olası kistlerin inaktivasyonu sağlanmalıdır (Dubey ve Beattie, 1988; Schwartzman, 2001; Tenter ve ark., 2000; Krauss ve ark., 2004).
Türkiye Milli Zoonoz Komitesi Toxoplasma Hastalığı Alt Komisyonu Çalışma Grubu tarafından, insan ve evcil hayvanlarda toxoplasmosisten korunmaya yönelik olarak alınan kararlar aşağıda verilmiştir (Türkiye Milli Zoonoz Komitesi Toxoplasma Hastalığı Alt Çalışma Grubu Raporu, 2000).
İnsan
- Et ve sakatat grubu yiyecekler iyice pişirildikten sonra yenmelidir. Et hiçbir zaman çiğ olarak tüketilmemeli (kist, endozoit veya bradizoit);
- Çıplak elle et, sakatat gibi yiyeceklere dokunulmamalı (kist, endozoit veya bradizoit);
- Sebzeler iyice yıkanmalı (kedi dışkısında bulunan oocyst);
- Kadınlar hamile kalmadan önce bir toxoplasmosis testi yaptırmalı
- İmmun sistem baskı altına (uzun süre kortizon ve bazı kanser ilaçları kullanımı gibi) alınmadan önce toxoplasmosis testi de yapılmalı;
- Evde bakılan kedilere et ve sakatat grubu yiyecekler çiğ olarak verilmemeli (kist, zoit)
- Evde kedi dışkıları günlük olarak uzaklaştırılmalı ve gömülmeli (oocyst);
- Çocuk park ve bahçelerindeki kum havuzlarına sokak kedilerinin girmeleri engellenmeli (oocyst)
- Kedilerin fare kuş v.s. avlanması önlenmeli (kist, zoit)
Evcil Hayvan
- Hayvan yemlerinin bulunduğu yerlerde kedi bulundurulmamalı, hayvan yem ve sularına kedi dışkısı karışması engellenmeli;
- Et yiyen (kedi dahil) hayvanlara çiğ et ve sakatat grubu yedirilmemeli (kist ve zoit);
- Kedi dışkısı günlük olarak uzaklaştırılmalı ve gömülmeli gibi hususlara dikkat edilmesine ve bunlara ilave olarak;
- Bir çok AB ülkesinde olduğu gibi evlilik öncesi çiftlerin kan grubu tayininde olduğu gibi toxoplasmasis testi de yaptırılmasının daha sağlıklı nesiller için önemli olduğunun, nikah işlemleri esnasında tavsiye edilmesine;
- Şoklanmış ve dondurulmuş etlerde Toxoplasma kistleri de tahrip olduğundan dondurulmuş et tüketiminin gıda değeri ve islami açıdan sakıncalı olmadığı yönünde ilgili mercilerce (Gıda sektöründe yetkili elemanlar, Diyanet işleri Başkanlığı) halkın uyarılmasına;
- Şayet komite tarafından kaynak temin edilirse öncellikle ruminantlarda uygulamak üzere komisyon üyeleri tarafından toxoplasmosis’e karşı aşı ile ilgili bir proje hazırlanmasına karar verilmiştir.
Kaynaklar
Akca A, Babür C, Arslan M O, Gıcık Y, Kara M, Kılıç S, 2004. Prevalence of antibodies to Toxoplasma gondii in horses in the province of Kars, Turkey. Vet Med-Czesh; 49(1):9-13.
Aktaş M, Babür C, Karaer Z, Dumanlı N, Köroğlu E, 1998. Elazığ'da sokak köpeklerinde Toxoplasmosisin seroprevalansı. Vet Bil Derg; 14 (1): 47 - 50.
Aktaş M, Babür C, Köroğlu E, Dumanlı N, 1999. Sultansuyu Tarım işletmesi atlarında anti-Toxoplasma gondii antikorlarının Sabin-Feldman boya testi ile belirlenmesi. F Ü Sağlık Bil Derg; 13(2): 89-91.
Aktaş M, Babür C, Düzgün A, 2000. Malatya yöresinde koyunlarda Toxoplasma gondii’nin seroprevalansı F Ü Sağlık Bil Derg; 14(1): 65-67.
Aktaş M, Babür C, Karaer Z, Dumanlı N, 2000. Elazığ yöresinde sığırlarda Sabin-Feldman (SF) testi ile anti-Toxoplasma gondii antikorlarının belirlenmesi. Türk J Vet Anim Sci; 24: 535-538.
Aktaş M, Dumanlı N, Babür C, Karaer Z, Öngör H, 2000. Elazığ yöresinde gebe ve yavru atmış koyunlarda Sabin-Feldman (SF) testi ile Toxoplasma gondii yönünden seropozitiflik oranının belirlenmesi. Türk J Vet Anim Sci; 24 : 239- 241.
Aslan G, Babür C 2002. Şanlıurfa'da koyun ve sığırlar ile mezbaha çalışanlarında Toxoplasma gondii seroprevalansı.Türk Mikrobiyol Cem Derg; 32(1-2): 102-105.
Aslantaş Ö, Babür C, 2000. Kars Yöresinde sığır ve koyunlarda Bruselloz ve Toksoplazmoz üzerine seroepidemiyolojik araştırmalar. Etlik Vet Mikrob Derg; 11(1 -2): 47-55.
Aslantaş Ö, Babür C , Kılıç S, 2001. Kars yöresinde atlarda Bruselloz ve Toksoplazmoz'un seroprevalansı. Etlik Vet Mikrob Derg; 12 (1-2):1-7.
Aslantaş Ö, Özdemir V, Kılıç S, Babür C, 2005. Seropidemiology of leptospirosis, toxoplasmosis and leishmaniosis among dogs in Ankara, Turkey. Veterinary Parasitology; 129: 187-191.
Babür C, Tanyüksel M, Gün H, Tunaoğlu M, Güvener E 1995. Ankara Et ve Balık Kurumu Mezbaha çalışanlarında Sabin-Feldman Dye Test (SFDT) ve Vitek Immüno Diagnostik Assay System (VIDAS) tekniği ile anti-Toksoplazma antikorlarının araştırılması. Türk Hij Den Biyol Derg; 52 (2): 87-92.
Babür C, Karaer Z, Çakmak A, Yaralı C, Zeybek H, 1996. Ankara yöresinde Sabin - Feldman (SF), İndirekt Floresan Antikor (İFA), Latex Aglutinasyon (LA) testleri ile koyun toxoplasmosis'inin prevalansı. F Ü Sağlık Bil Derg; 10 (2): 273-277.
Babür C, Karaer Z, 1997. Koyunlarda Toxoplasma gondii’nin seroinsidensi ve izolasyonu üzerine araştırmalar. T Parazitol Derg; 21 (3): 293-299.
Babür C, Bıyıkoğlu G, Pişkin FÇ, Erdal N, 1997. İstanbul sokak köpeklerinde Toksoplasmosis'in seroprevalansı, T Parazitol Derg; 21 (4): 413-416.
Babür C, İnci A, Karaer Z, 1997. Çankırı yöresinde koyun ve keçilerde Toxoplasma gondii seropozitifliğinin Sabin - Feldman boya testi ile saptanması. T Parazitol Derg; 21 (4): 409-412.
Babür C, Yağcı Ş, Sert H, Yaman N, Ateş C, Karaer Z, 1997. T C Sağlık Bakanlığı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı Serum Üretim Çiftliği atlarında Toxoplasmosis'in serodiagnozu. Etlik Vet Mikrob Derg; 9 (2): 1-5.
Babür C, Aktaş M, Dumanlı N, Altaş M G, 1998. Elazığ yöresinde kedilerde Sabin-Feldman boya testi ile anti-Toxoplasma gondii antikorlarının araştırılması. Vet Bil Derg; 14 (1):55-58.
Babür C, Çakmak A, Bıyıkoğlu G, Pişkin FÇ, 1998. Ankara Atatürk Orman Çiftliği hayvanat bahçesi vahşi hayvanlarını beslemek için kesilen atlarda anti-Toxoplasma gondii antikorlarının Sabin-Feldman boya testi ile saptanması. T Parazitol Derg; 22 (2): 174-176.
Babür C, Gıcık Y, İnci A, 1998. Ankara' da güvercinlerde Sabin - Feldman boya testi ile anti -Toxoplasma gondii antikorlarının araştırılması. T Parazitol Derg; 22 (3): 308-310.
Babür C, Pişkin F Ç, Bıyıkoğlu G, Dündar B, Yaralı C, 1999. Eskişehir Çifteler Harası Ankara Keçilerinde anti-Toxoplasma gondii antikorlarının Sabin - Feldman Dye test(SFDT) ile araştırılması. T Parazitol Derg; 23 (1): 72-74.
Babür C, Pişkin F Ç, Bıyıkoğlu G,Mutlu Ö F, 1999. İzmir ve Manisa yöresi güvercinlerinde (Columba sp.) anti-Toxoplasma gondii antikorlarının Sabin-Feldman boya testi ile araştırılması. T Parazitol Derg; 23 (3): 309-311.
Babür C, Sevgili M, Aksın N, Dündar B, Esen B, 2000. Elazığ yöresinde tavşanlarda Sabin-Feldman boya testi ile anti-Toxoplasma gondii antikorlarının araştırılması. T Parazitol Derg; 24(4): 398-400.
Babür C, Esen B, Bıyıkoğlu G, 2001. Yozgat'ta koyunlarda Toxoplasmosis gondii’nin seroprevelansı. Türk J Vet Anim Sci; 25: 283-285.
Babür C, Kılıç S, Taylan Özkan A, Esen B 2002. Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığında 1995-2000 yılları arasında çalışılmış Sabin-Feldman dye test sonuçlarının değerlendirilmesi. T Parazitol Derg; 26(2):124 - 128.
Bıyıkoğlu G, Kılıç S, Babür C, Ayçiçek H, 2002. Marmara bölgesi damızlık işletmelerinde yetiştirilen tavuklarda Toxoplasma gondii antikorlarının araştırılması. T Parazitol Derg; 26 (4): 355 – 357.
Çakmak A, Karaer Z, Bıyıkoğlu G, Babür C, Pişkin F Ç, 1996. Ankara'da sokak köpeklerinde Toxoplazmosisin seroprevalansı. F Ü Sağlık Bil Derg; 10 (2): 279-282.
Çiçek H, Babür C, 2002. Afyon yöresinde sığırlarda Toxoplasma gondii’ nin Sabin Feldman (SF) Dye testi ile seroprevalansı. Etlik Vet Mikrob Derg; 13(2): 1-3.
Çiçek H, Babür C, Kenar B, 2002. Afyon’da özel bir mezbahada kesilen mandalarda anti – Toxoplasma gondii antikorlarının Sabin-Feldman (SF) Dye testi ile araştırılması. Etlik Vet Mikrob Derg; 13(2): 4-6.
Çiçek H, Babür C, Karaer Z, 2004. Afyon yöresinde Sabin-Feldman (SF) boya testi ile koyunlarda Toxoplasma gondii seroprevalansı. A Ü Vet Fak Derg; 51: 229-231.
Çiçek H, Babür C, Kılıç S, Çakmak A, 2004. Serologıc prevalence of Toxoplasma gondii in chickens in Afyon, Turkey. Indian Vet J October; 81: 1091-1092.
Eckert J, Friedhoff KT, Zahner H, Deplazes P, 2005. Lehrbuch der Parasitologie für die Tiermedizin. Enke Verlag, Stuttgart. p.575.
Eren H, Babür C, Erdal N, Sert H, 1997. Ankara ve Aydın yöresi sığırlarında Sabin -Feldman testi ile Toxoplasma gondii’nin prevalansı. Türk Hij Den Biyol Derg; 54 (1-2): 31-34.
Eren H, Babür C, Özlem M B, Durukan A, Ulutaş B 1998. Aydın ili kedi ve köpeklerinde anti-Toxoplasma gondii antikorlarının Sabin-Feldman boya testi ile araştırılması. Bornova Vet Kontr ve Araşt Enst Md Derg; 23 (37 ): 23 - 28.
Dubey JP, Beattie CP, 1988. Toxoplasmosis of Animals and Man. CRC Press, Boca Raton, Florida. p.220.
İnci A, Babür C, Dinçer Ş, 1996. Ankara'da kedilerde Sabin-Feldman boya testi ile anti-Toxoplasma gondii antikorlarının araştırılması. T Parazitol Derg; 20 (3-4): 407-411.
İnci A, Babür C, Kalınbacak A, 1996. Gemlik Askeri Harası köpeklerinde anti-Toxoplasma gondii antikorlarının Sabin - Feldman boya testi ile araştırılması. T Parazitol Derg; 20 (3-4): 413-416.
İnci A, Babür C, Karaer Z, 1996. Gemlik Askeri Harası atlarında anti-Toxoplasma gondii antikorlarının Sabin- Feldman boya testi ile saptanması. T Parazitol Derg; 20 (3-4): 417-419.
İnci A, Babür C, Dinçer Ş, Erdal N, 1998. Türkiye'nin bazı illerinde evcil kanatlılarda Sabin-Feldman boya testi ile anti-Toxoplasma gondii antikorlarının saptanması. T Parazitol Derg; 22 (4): 420-423.
İnci A, Aydın N, Babür C, Çam Y, Akdoğan C, Kuzan Ş, 1999. Kayseri yöresinde sığır ve koyunlarda Toksoplazmozis ve Brusellozis üzerine seroepidemiyolojik araştırmalar. Pendik Vet Mikrobiyol Derg; 30 (1): 41 - 46.
İnci A, Babür C, Aydın N, Çam Y, 2002. Kayseri yöresinde tek tırnaklılarda (at, eşek ve katır) Toxoplasma gondii (Nicolle ve Manceaux, 1908) ve Listeria monocytogenes’in seroprevalansı üzerine araştırmalar. F Ü Sağlık Bil Derg; 16(2): 181-183.
İnci A, Babür C, Çam Y, İça A, 2002. Kayseri yöresi köpeklerde Toxoplasma gondii ( Nicolle ve Manceaux, 1908 ) seroprevelansı. T Parazitol Derg; 26(3):221 - 223.
İnci A, Babür C, Çam Y, İça A, 2002. Kayseri yöresinde bazı yırtıcı kuşlarda Sabin Feldman boya testi ile Toxoplasma gondii (Nicelle ve Manceaux, 1908) seropozitifliğin araştırılması. F Ü Sağlık Bil Derg; 16(2): 177-179.
İnci A, Babür C, İşcan K M, İça A, 2002. Bıldırcınlarda (Coturnix coturnix japonica ) Toxoplasma gondii (Nicolle ve Manceaux, 1908) spesifik antikorlarının Sabin-Feldman boya testi ile araştırılması. T Parazitol Derg; 26(1 ):20 - 22.
Karatepe M, Babür C, Karatepe B, 2001. Gümüşhacıköy (Amasya) yöresi koyunlarda Toxoplasma gondii’nin Sabin-Feldman boya testi ile seroprevelansı. T Parazitol Derg; 25(2): 110-112.
Karatepe B, Babür C, Karatepe M, 2001. Amasya yöresi sığırlarında Toxoplasma gondii’nin seroprevelansı. Etlik Vet Mikrob Derg; 12 (1-2): 8-11.
Karatepe B, Babür C, Karatepe M,Çakmak A, Nalbantoğlu S, 2003. Niğde yöresinde sığırlarda Toxoplasma gondii’ nin seroprevalansı. Etlik Vet Mikrob Derg; 14(1-2): 18-21.
Karatepe B, Babür C, Karatepe M, Çakmak A, Nalbantoğlu S, 2004. Seroprevalance of toxoplasmosis in sheep and goats in the Niğde province of Turkey. Indian Vet J September; 81: 974-976.
Kaufmann J, 1996. Parasitic Infections of Domestic Animals. A Diagnostic Manual. Birkhäuser Verlag, Basel, Boston, Berlin. p.423.
Krauss H, Weber A, Apple M, Enders B, Graevenitz AV, Isenberg HD, Schiefer HG, Slenczka W, Zahner H, 2004. Zoonosen. Von Tier zu Mensch übertragbare Infektionskrankheiten, 3.volständig überarbeitete und erweiterte Auflage, Mit 100 Abbildungen und 102 Tabellen, Deutscher Ärzte-Verlag, p.605.
Levine ND, 1985. Veterinary Protozoology. Iowa State University Press, Ames. p.413.
Nalbantoğlu S, Babür C, Çakmak A, Karaer Z, Korudağ E, 1999. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Sabin - Feldman dye testi ile koyun ve keçilerde Toxoplasma gondii’nin seroprevalansı. Türk Hij Den Biyol Derg; 56 (2): 83-86.
Nalbantoğlu S, Vatansever Z, Deniz A, Babür C, Çakmak A, Karaer Z.Korudağ E, 2002. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Sabin-Feldman (SF) ve indirekt floresan antikor (İFA) testleri ile sığırlarda Toxoplasma gondii’ nin seroprevalansı. Türk J Vet Anim Sci; 26: 825-828.
Öncel T, Vural G, Babür C, Kılıç S, 2005. Detection of Toxoplasmosis gondii seropozitivity in sheep in Yalova by Sabin-Feldman dye test and latex agglutination test. T Parazitol Derg; 29(1) : 10-12.
Örgev C, Kılıç S, Taylan Özkan A, Babür C, 2001. Sakarya sokak köpeklerinde Toxoplasma gondii’nin Sabin-Feldman boya testi ile seroprevelansı. Pendik Vet Mikrobiyol Derg; 32 (1-2): 21 -25.
Öztürk C, Babür C, Aslan G 2002. Mersin yöresinde koyunlarda ve mezbaha çalışanlarında Sabin-Feldman boya testi ile anti- Toxoplasma gondii antikorlarının araştırılması. Genel Tıp Derg; 12(1) :21-24.
Paşa S, Babür C, Kılıç S, Gazyağcı S, Bayramlı G, 2004. Seroprevalence of toxoplasmosis in sheep ın Aydın region in Turkey. Indian Vet J April; 81: 376-377.
Rommel M, Eckert J, Kutzer E, Körting W, Schnieder T, 2000. Veterinärmedizinische Parasitologie. 5., Vollständing neubearbeitete Auflage, Blackwell Wissenschafts-Verlag, Berlin, p.913.
Sevgili M, Babür C, Gökçen A, Nalbantoğlu S, 2004. Seroprevalance of Toxoplasma gondii (Nicolle and Manceaux, 1908) in thoroughbred arabian mares as detectied by test in Şanlıurfa. F Ü Sağlık Bil Derg; 18(1): 21-23.
Sevgili M, Babür C, Nalbantoğlu S, Karaş G, Vatansever Z, 2005. Determination of seropositivity for Toxoplasma gondii in sheep in Şanlıurfa province. Turk J Vet Anim Sci; 29 : 107-111.
Sevinç F, Dik B, Babür C, Kamburgil K, Uslu U, 2000. Konya sokak köpeklerinde Toxoplasma gondii’nin Sabin-Feldman boya testi, İndirekt Fluoresan Antikor Testi ve Modifiye Aglutinasyon Testi ile seroprevelansı. T Parazitol Derg; 24 (1): 61-64.
Schwartzman JD, 2001. Toxoplasmosis. Gillespie SH, Pearson RD. eds. Principles and Practice of Clinical Parasitology. John Wiley and Sons Ltd, England, p. 113-138.
Taylan Özkan A, Babür C, Dündar B, Pişkin F Ç, 2002. Güneydoğu Anadolu’nun bazı illerinde atlarda anti–Toxoplasma gondii antikorlarının Sabin-Feldman Dye testi ile araştırılması. Etlik Vet Mikrob Derg; 13(2) :16-18.
Tenter AM, Heckeroth AR, Weiss LM, 2000. Toxoplasma gondii: from animal to humans. Inter J Parasitol 30, 1217-1258.
Türkiye Milli Zoonoz Komitesi Toxoplasma Hastalığı Alt Çalışma Grubu Raporu, 2000.
Tütüncü M, Akkan H A, Babür C, Ayaz E, Karaca M, 2001. The seroprevalence of Toxoplasma gondii in sheep detected by Sabin Feldman Dye Test in the region of Van, Turkey. YYÜ Vet Fak Derg; 12(1-2): 33 - 35.
Yağcı Ş, Babür C, Karaer Z, Çakmak A, 1997. Ankara yöresinde keçilerde Toxoplasmosis. Etlik Vet Mikrob Derg; 9 (1): 94 - 98.
Yaşarol Ş, 1983. Toxoplasmosis. Türkiye Parasitol Dern Yayın No: 3, İzmir, p. 128.
Yıldız K, Babür C, Kılıç S, Aydenizöz M, Dalkılıç İ 2000. Kırıkkale Mezbahası'nda kesilen koyun ve sığırlar ile mezbaha çalışanlarında anti-Toxoplasma gondii antikorlarının araştırılması. T Parazitol Derg; 24(2): 180-185.

Δεν υπάρχουν σχόλια:

Δημοσίευση σχολίου