Πέμπτη, 14 Οκτωβρίου 2010

Modern Süt Sığırlarında Fertiliteyi Geliştirmek İçin Stratejiler

                                                     

Modern Süt Sığırlarında Fertiliteyi Geliştirmek İçin Stratejiler

Özet

21. yüzyılın yüksek verimli süt sığırları laktasyon sırasında subfertildir. Amaçlarımız; karakterize fizyolojik periyotları sınırlayıcı reprodüktif performansı ve gebelik oranlarını geliştirmek için bütünleştirilmiş yönetim stratejilerini açıklamaktır. Normal yeniden meydana gelen östrüs siklusu ile birlikte ovarian aktivite ve fertilitenin yenilenmesi, azaltılmış periparturient metabolik ve reprodüktif düzensizlik ile ilgili ilk amacımızdır. Enerji dengesindeki gözeçarpan negatif değişiklikler ve azalmış immunokompetans(bağışıklık yeteneği),gonadotropik ve metabolik hormonlardan etkilenir. Harekete geçirilen ovarium inaktivitesi, arttırılmış uterus involüsyonu ile ilgilidir. Gebelik öncesi ve sonrasında by-pass lipitlerle zenginleştirilmiş doymamış yağ asitleriyle beslenmiş olanlarda, post-partum sağlık ve reprodüktif performans gelişmiştir. Birincil amacımız için daha en uygun dölleme zamanı programlarının geliştirilmesi amacıyla folikülün farmasötik kontrolü, CL ve uterus fonksiyonu ile PGF, GnRH ve intravajinal progesteron salgılatıcı eklenmesine izin verilmiştir. Aynı şekilde, birleştirilmiş gebe olmayan sığırların yeniden senkronize edilmesi ile erken gebelik teşhisi için ultrasonun kullanımı, gebe kalmadığının teşhisi konulmuş olanların 3 gün içinde ikinci kez tohumlaması için fırsat sağlar. Bovine somatotropin(bST) artışı;embriyo gelişimi ve embriyo canlılığı,bir dölleme zamanı veya östrusta olduğu tespit edilmiş sığırlar ile bağlantılıdır.Gelişmiş gebelik oranlarına,nutrasötiklere(nutraceuticals:doymamış yağ asitleri;by-pass lipitlerin içindeki eicosapentaenoic ve docosahexaenoic asit gibi) ve bST’ye yanıtta;genlerin ve proteinlerin endometrial ifadesi,başka bir kavramın varlığıdır.Progesterondaki postovulatuar artış,laktasyondaki sütçü sığırların hedeflenen populasyonlarındaki gebelik oranını arttırmalı ama zamanlama ve progesteron artışının büyüklüğü farmasötikliğe bağlıdır.

1.Giriş

Modern yüksek üretici, yaygın üretim sistemleri altında yönetilmiş olan Kuzey Amerika’daki laktasyondaki sütçü sığırlar subfertildir.Fertilitedeki kötüye gidiş için sebepler,süt üretimindeki bir artış ile tamamiyle birleştirilmemiş ve multifaktöriyeldir.Epidemiyolojik çalışmalar gösterir ki,reprodüktif hastalıklar(plasentanın tutulması,metritis ve ovaryum kistleri vb…) veya buzalığama sezonu gibi diğer faktörler;sözü geçen reprodüktif performansta süt ürünlerinden nispeten daha önemlidir.Bununla birlikte,açıkça laktasyon,fizyolojik bir süreç olarak,laktasyonda olmayan düvelerin düşük reprodüktif oranıyla ilgili olarak kıyaslanmıştır.Sürü deneyimi düşük gebelik oranı,akla yatan bir sığırın donanımı ve düşük sağlık,immun sisteme gölge düşmesi gibi yönetim eksikliği,östrusun gözlemlenmesi ve/veya tespit edilmesindeki zayıflık,uzayan anovulasyon periyotları,düşük gebe kalma oranları ve artan erken veya geç embriyonik ölümler ile karşılaşmalıdır.Daha yüksek verimli sığırlar genelde en sağlıklı sığırlardır.
Nedenleri,daha iyi beslenme ve reprodüktif yönetim,ve aslında post-partum periyotta erken siklusa sahip olmalarıdır.Optimal reprodüktif performansın engelleri,yüksek sıcaklık gibi stresli çevre düzenlerinden etkilenerek,hatta daha fazla yüksek verimli sığırlarda daha kötü bir hal almıştır.Laktasyondaki sütçü sığırların,iyiye giden reprodüktif performansıyla uğraşmak,biyokimyasal ve fizyolojik prensiplerin anlaşılması,reprodüktif ve laktasyonel işlemlerin kontrol
edilmesi;nutrisyonel yönetime,ilaç üretimi ve reprodüktif yönetim sistemlerine,sürülerin optimize fertilizasyonuna entegre edilmiştir. Bu sunumun amaçları, reprodüktif performansı sınırlayıcı olacakmış gibi görünen karakterize fizyolojik periyotları ve gebelik oranlarını geliştirme amaçlı yapılan yönetim stratejilerini açıklamaktır.

2.Periparturient/Post-partum Periyot

2.1. Uterus-ovaryum aktiviteleri

Post-partum periyot esnasında reprodüktif yeteneği yeniden kazanımdaki yavaşlık, gönüllü bekleme periyodunun başlangıcındaki döllenmeye başlamak amacıyla uygulanan sonradan ortaya çıkan yönetim programlarının başarısını büyük oranda sınırlandırmaktadır. İlkin,östrusun erken ve sık sık gerçekleşmesini izleyen buzağılama,uterus ortamının daha optimal bir yenilenmesinden dolayı reprodüktif performansın artmış olması ile ilişkilendirilmesi önerilmiştir. Bu çalışmada,sığırların ifadesizliği veya post-partum 60 gün içinde yalnızca bir östrus görülmesi,gebe olmayan sığırların yüksek komisyonla satılmasında ve gebelik için daha fazla hizmet yapılması fertilite sonuçlarını düşürmüştür.Bu yanıtlar, iki,üç veya dört kez östrusta büyük fertilite göstermiş sığırlar vb.. gibi östrüs artışının sayısı olarak doğrusal olarak azalmıştır.Spontan östrusların izi,arttırılabilir uterus involüsyonu ve sonraki fertilite,kuşku uyandırabilir.Distosi,ayrılmamış plasenta,metabolik hastalıklar ve metritis gibi periparturient hastalıkları olan sığırların büyük bir bölümü,erken östrüs periyoduna sahip olmayan hayvanlar olarak gösterilebilmiştir. Sığırlarda, bir östrüsün uzamış luteal faza sahip çoğu hayvanın ve/veya mümkün uterus bakteriyal kontaminasyonu nedeniyle düşük fertiliteye sahip olduğunu ifade ederek gösterebilmiştir. Hayvanlarda iki veya daha fazla östrus, sığırların reprodüktif olarak sağlıklı olduğunu temsil edebilir. Bu sığırlar bir kere ovule olmuş ve bunu yapmaya devam etmiş gibi gözükmüştür. Kuşkusuz gebelik zamanındaki sıralı olan bu olaylar, ilk servis zamanına en uygundur. Bu nedenle, uterus ovaryum yolunda, fiziksel involusyonun tamamlanması ve uterusun temizlenmesi, ovulasyon olayı meydana gelmeyen post partum dönemin kısa bir periyodunda meydana gelmelidir. Uterus involusyonunun tamamlanmasından sonra, sıralı ovulasyonlar normal fertilite hedefine ulaşmış olacaktır.

Sütçü inekler, post partum periyotta erkenden yeniden başlayan ovaryum folliküler aktivitesinde şaşırtıcıdırlar. Östradiolun plazma konsatrasyonundaki düşüşüyle buzağının doğumunu ve fötal membranları izleyen, FSH sekresyonunun inhibisyonuna son verilmiştir ve plazma FSH’sında erken artışlar, doğumu izleyen en erken 7 gün içerisinde stimule follikül gelişimini başlatır. Dominant bir follikül FSH ve LH’a karşılık vererek büyür. Bununla birlikte, follikül devamlı olarak östradiol üretmez ve bu plazma LH’sının ve IGF-1’in miktarının yetersizliği ile ilişkili gibi görünmektedir. LH ve IGF-1’in ikisi de,bir östrojenik follikülün full fonksiyonel büyümesi için vazgeçilmezdir

Plazmadaki IGF-1’in konsantrasonu, CL’un nüksetmesiyle yakından alakalıdır. Siklustaki sığırlar post partum periyodun erken döneminde IGF-1’in plazma konsantrasyonunda bir erken artış olayını yaşarlar. Sığırlar anöstrusta iken laktasyonun 8 haftası süresince post partum 5-6 haftaya kadar plazma IGF-1 konsantrasyonunda bir artış gözlemlenmemiştir. Bizim görüşümüz şudur ki IGF
1’deki değişiklikler, farklı zamanlarda başlamış olan siklus ve CL’un sonradan ortaya çıkan formasyonu ve kritik follikül gelişimi,sığırlar arasındaki metabolik farklılıklarla ilişkilidir. Enerji durumunun başlarında göze çarpan eksiklik, anöstrustaki sığırların gebe kalma da harcadıkları efordan geriye kalan göze çarpan etkiler sonucudur. Anöstrustaki sığırların yalnızca %33’ü,erken ve geç siklus dönemindeki sığırların %84 ve %93’üne kıyasla nihayet gebe kalmıştır. Bu sığırların anöstrus veya sabit zamanlı tohumlama zamanında düşük vücut kondüsyon skoruna, düşük gebelik oranına ve yüksek gebelik kaybı oranına sahip oldukları tespit edilmiştir. Plazmadaki IGF-1’in konsantrasyonu, post partum diet uygulamasına reprodüktif olarak iyi yanıt verdiği gözlenen yüksek verimli sütçü sığırlarda iyi bir aday olabilir.

2.2. Uterus Sağlığı

Post-partum ilk 4 hafta esnasında, sığırların immun sistemi şiddetli bir mücadele verir. Çoğu sığır post partum periyodun erken puerperal fazında iyi huylu nonpatolojik bir endometritis geliştirir, ve uterus akıntıları (lochia) post-partum ilk 2 hafta sırasında genellikle boştur. Uterus immun sistemi, ilk post partum ovulasyonda progesteron uterus immun sistemini normalin altına çekene kadar ve perparturient periyot esnasında normalin üstünde seyreder gibi görünür. Endometritisin ilk başlangıcı,progesteron konsantrasyonundaki artışla ilişkilidir. Endometritis geliştirmiş sığırlar erken post partum dönemde düşük PGFM konsantrasyonuna sahiptirler,muhtemelen nötrofil fonksiyonundaki bir azalmaya, uterusun enfeksiyonları önleme veya arttırma yeteneğine katkıda bulunurlar.

GnRH agonisti bir implantın (deslorelin) uygulanması folliküler büyümeyi bastırmada güçlüdür, östradiolun konsantrasyonunu azaltır ve post partum sütçü sığırlarda progesteronun konsantrasyonu ile CL gelişiminin ikisini de geciktirir. İlave olarak yapılan bir deney ovaryum folliküler aktivitesini,post partum 1 ilâ 4. günlerde non-degradable(alçalma şekillenmeyen) bir desrolenin implantı ile işlem görmüş veya implant almamış bir kontrol grubundaki sığırlardaki uterus involusyonu ve CL’un varlığı değerlendirilmiştir. Tüm sığırlar distosisiz,retentio secundinarum olmayan veya hipokalsemisiz normal bir gebeliğe sahip olmuşlardır. Uterus kornularının çapları ultrason ile görüntülenmiştir. Vaginal endoskopi ile kayıttan sonraki 14,21,28 ve 35. günlerde servikal boşalmanın rengi,miktarı ve konsistensi(sabitliği) değerlendirilmiştir. Ovaryum aktivitesi deslorelin implantı tarafından gonadotropin sekresyonundaki azalma nedeniyle bastırılmıştır. Deslorelin implantı uygulanmış sığırlarda, önceki gebe uterus kornularının hacmi azalmıştır, aynı zamanda servikal os’tan sık sık purulent bir akıntının boşalması azalmıştır. Bu deney sorularından sonuçlar, en yakın post partum periyot esnasında erken post partum ovaryum aktvitesini uyarıcı etki ve ilave östrojenlere ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Uterus involusyonu periyodu esnasında ovaryum aktivitesinin bulunmayışı,istenmeyen yöntemlerin arttırılacağını göstermektedir. Muhtemelen bunun sebebi,emziren etçi sığırların uterusu kapsayan daha az post partum problemlerle karşılaşmış olmalarıdır. Tedaviler, ovaryum aktivitesini geciktirir veya uzun süre prosgesteron uygulamasına maruz bırakan daha fazla çalışmayı azaltır.

2.3. By-pass Yağlarla Besleme

Büyümenin delili olarak gösterilen dizayn ve ilave olarak absorbsiyon için düşük sindirime sahip doymamış yağ asitleri ilavesi, reprodüktif dokular ve değişik reprodüktif fonksiyon ve fertiliteye hedeflenebilmelidir. Son zamanlarda %28 linoleik asit içeren yağ asitlerinin kalsiyum tuzları ile beslenip PGF sekresyonunun post partum dinamiklerinde ayarlayıcı etkilere sahip olup olmayacağını, sağlığı, süt üretimini ve reprodüktif performansı denedik. Post partum dönemin ilk 14 haftasında sığır performansı üzerinde yağ ilavesinin başlatılmasının zamanlanmasının etkilerinin saptanması amacıyla tamamiyle rastgele seçilmiş blok dizayn primipar ve multipar Holstein sığırları kullanılmıştır. Dört diet işlemi şöyle uygulanmıştır: Grup 1(kontrol;yağ katkılı bir ilave olmayan) ve grup 2-4 Megalac-R(diet kuru maddesinin %2’si oranında) ile beslenmiş, beklenen buzağılama tarihinden 28 gün önce (grup2),doğum zamanında (grup3), veya süt üretiminin 28. gününde (grup4). Megalac-R ile beslenmiş sığırlar pre-partum dönem sırasında günde 225 g ve post partum periyotta günde 454 g almışlardır. Post partum 72. günde ovulasyon protokolü ile ovule edilmiş sığırların Megalac-R ile beslenmiş olanları,kontrollerden daha yüksek oranda ilk seferde döl tutma oranına sahip olmaya yönelim göstermişlerdir.

Post partum ilk 12 gün için plazma PGFM profili,pre-partum dönemin başlangıcında Megalac-R alan grup(grup2) ile doğum başlangıcında Megalac-R ile beslenmiş çoğu hayvan(grup3) veya doğumdan sonra 12 gün esnasında Megalac-R ile beslenmemiş sığırlar(grup1 ve 4) arasında farklılıklar mevcuttur. Açıklamamız, pre-partum dönemde Megalac-R ile beslenmiş olan sığırların lipit havuzları PGF’nin sentezi için prekursör,araşidonik asit substrat konsantrasyonları artmış olan linoleik asitçe zenginleşmiştir. Uterus için potansiyeli artmış ve immun sistem hücrelerinin prostaglandin salgılanması, linoleik asit-kalsiyum tuzlarının by-pass yağlarınca beslemesi nedeniyle sığırların immunokompedansı ve post-partum uterus sağlığı artmalıdır. Bu, geç kuru dönemde Megalac-R ile beslemeye başlamanın, pre-partum dönemde Megalac-R ile beslenmemiş sığırlar ile post partum 10. günlerde kıyaslanması sonucu ve daha az sağlık problemleri ile sonuçlandığı görüşünü desteklemektedir. Büyük sahadaki bir deneyde, beslenmiş olan laktasyondaki Holstein sığırları, buzağılamadan 25 gün önce ve post partum 60. güne kadar yağ içerikli bir dietle veya her şeyden önce kalsiyum tuzları içeren diyetlerden birisi ile veya palm yağının kalsiyum tuzları ile beslenmiştir. İlk seferde döl tutma oranı post partum 72±3.günlerde olan tohumlama zamanında C18:2 ve trans 18:1 Yağ asitleri ilavesi tarafından %25.9’dan %38.9’a gelişmeye yönelmiştir. Bu sütçü sığırların bir alt örneği, post partum 47. günde tohumlanmış ve 5 gün sonra embriyo elde etmiştir. EnerG-I Transition Formula(geçiş formülü) ile beslenmiş sığırlar yüksek bir fertilizasyon oranına sahip olmaya eğilim göstermiştir,dahası her bir aksesuar spermi bütünüyle toplamış ve yüksek kaliteli olarak sınıflandırılmış embriyo boyutlarına sahip olmaya eğilimli olmuşlardır. Müşterek olarak, bu çalışmalar seçilmiş doymamış yağ asitleri içinde zenginleştirilmiş yağlar ile beslemeyi göstermiş, post partum periyotta kuru dönemin başlangıcında ve devamında, post partum sağlığı ve süt üretimini geliştirmiş,sonraki gebelik oranları ve sığır embriyolarının gelişiminin iyiliğini göstermiştir. Reprodüktif yanıt üzerindeki yararlı etkiler, post partum reprodüktif sistemin restorasyonuna hız vermesinden dolayı embriyo gelişime destek verebilmelidir.

3. Programlı Tohumlama

Laktasyondaki sütçü sığırlardaki başarılı bir östrus senkronizasyonu programı için amaç, östrusun tam olarak kontrolü, östrus saptamasına gerek olmadan yüksek fertilite sağlayacak sabit zamanlı bir suni tohumlamadır. Ovulasyon kontrolü için stratejiler
PGF’li CL’un ömrünün kontrolü işlemini, follikül gelişiminin indüksiyonu ve senkronize edilmiş bir ovulasyon, veya östrusun önlenmesi için progestogen tedavisinin kullanılmasını baz alır. Bu yaklaşımlar, Ovusynch protokolünün gelişimi ile birleştirilmiştir, GnRH östrus siklusunun rastgele evrelerinde verilmiş,dominant follikülün ovulasyonuna neden olmuş ve senkronize follikül dalgasının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yedi gün sonra, yeni oluşmuş CL ve/veya orijinal CL’un ikisininde regresyonu için PGF verilmiştir, 48 saat sonra ikinci bir GnRH enjeksiyonu tarafından 24-32 saat sonra senkronize ovulasyonu izlemiştir. Zamanlanmış tohumlama,ikinci GnRH enjeksiyonundan sonra 12-16. saatlerde gerçekleştirilmiştir. Ovusynch protokolü ile fertilite, ilk GnRH enjeksiyonu ile ovule olmuş sığırlarda en yüksektir. İkinci GnRH enjeksiyonu zamanında sonradan gelen ovulatuar follikül ,üstünlüğün azaldığı bir periyot ile ve duyarlı bir CL geliştirecek,PGF enjeksiyonunun zamanında kendini göstermiş olacaktır. Ovusynch protokolü başlangıcında önceki östrus siklusunun 12. gününde, östrusa gelen ve ikinci GnRH enjeksiyonunda önceki ovule olmuş sığır sayıları en aza indirilmelidir.

Ovusynch protokolünün uygulanan önceki pre-synch protokolü 14 gün arayla iki PGF enjeksiyonu yapılmasını tarafından geliştirilmiştir, ikinci enjeksiyonla ovusynch protokolünün ilk GnRH’sından önceki 12 günde verilmiştir. Pre-synch – Ovsynch protokolü,siklustaki sığırlara laktasyonda,gebelik oranında %18 artış kazandırmıştır. El-Zarkouny aynı zamanda GnRH bazlı protokolden önce pre-synchronizasyon ile pre-senkronizasyonsuz CIDR takılmasıyla gebelik oranını arttırmayı kıyaslamış ve arşivlemiştir,ama bu etki anöstrustaki sığırlarda çok açık değildir. Modifiye bir Pre-synch – Ovsynch protokolü, ikinci PGF’den ilk GnRH’ya 14. gün aralığını arttırmıştır. Modifiye pre-synch – Ovsynch protokolü ile gebelik oranı yalnızca obsynch protokolünün uygulanmasına oranla daha yüksektir. Bu önemsiz modifikasyon, enjeksiyon zincirlemesinde temel olarak haftada bir enjeksiyonların uygulanması daha üretici dostu görünüm elde etmeyi sağlar

Laktasyondaki sığırlarda presynch – ovsynch protokolünün ekstra bir modifikasyonu, ovsynch protokolünün ikinci GnRH enjeksiyonunu PGF enjeksiyonu ile GnRH enjeksiyonu zamanında tohumlamadan 72 saat sonrasına kadar geciktirir. PGF sonrasına kadar GnRH enjesiyonu ve suni tohumlamadaki gecikme,PGF enjeksiyonu 48 saat sonrasında yapılan GnRH enjeksiyonu ve suni tohumlamalı presynch – ovsnych protokolüne kıyasla gebelik oranını arttırmıştır. Gebelik oranının ilerlemesinde PGF sonrası 72 saat sonrasına kadar GnRH enjeksiyonu ve suni tohumlamada gecikmeyle beraber sonuçta, pre-senkronizasyon şarttır. Diğer taraftan bazı sığırlar erken östrusa gelecektir(PGF sonrası 24-48 saatlerde) ama 72.saate kadar tohumlanmayacaktır.

Pre-senkronizasyon protokolleri yalnızca siklustaki sığırlarda istenen sonucu verir. Bu nedenle, ilk seferde sürüden sürüye değişen, başarılı en uygun pre-senkronizasyon zamanlı tohumlama programları, anöstrusun derecesine bağımlı ve tedavi zincirinin uygulanmasında uyumludur.**** Arşiv için en iyi şekilde kontrol edilmiş yavrulamayı kapsayan stratejilere ekstra yaklaşımlar, ovulasyonun yüksek oranı için ovsynch protokolünün GnRH’sının ilk enjeksiyonu, anovulatuar sığırlarda siklik aktivitenin indüksiyonu ve progesteron ortamının bakımı, ovsynch protokolünün PGF ve GnRH’sının ilk enjeksiyonu arasındadır

4. Programlı Tekrar Tohumlamalar

Farklı stratejiler, uygun bir biçimde döllenen sığırların sayılarını arttırıcı düzende östrusu sağlamak amacıyla re-senkronizasyonda kullanılmışlardır. Intravajinal progesteron eklentisi, bu eklentinin içerdiği 1.38 g progesteronu serbest bırakır veya CIDR eklentisindeki bir östrojen enjeksiyonu ile kombinasyonunda ve/veya CIDR’ın çıkarılması önceki bir tohumlamayı izleyen östrusun sağlanmasını re-senkronize eder. Bununla birlikte, çoğu program östrusun tespit edilmesine ihtiyaç duyar ve östrustaki gebe olmayan sığırların hepsi beklendiği gibi tespit edilmez.

Bir önceki tohumlamadan 21 veya 28 gün sonra re-senkronizasyon için ovsynch başlatılmışken, önceki tohumlamaya benzer gebelik oranı 28.günde ve 42.günde ultrason ile tespit edilir. Bundan başka, ilk seferden 31 veya 38 gün sonrasında ikinci tohumlamanın gebelik oranı, iki uygulamanın aralığından farklı değildir. Bu yüzden, 28. günde ultrasonografi ile gebelik tespitinden önce, yavrulamadan en erken 21 gün sonrasında re-senkronizasyon için ovsynch protokolün başlatılması güvenli gibi görünmektedir. Karşılaştırmada, önceki bir tohumlamadan 33 gün veya 26 gün sonrasına kıyasla 19. günde başlatılan ovsycnh protokolünün re-senkronize tohumlamadaki gebelik oranı düşer. Muhtemelen bu farklılık,19. gün aralığında zararlı bir etkidir ama 21. günde GnRH tarafından harekete geçirilmiş follikül sayısındaki farklılıkları yansıtmaz. Sığırların büyük bir bölümü; gebe olmayan sığırlarda PGF enjeksiyonu zamanında her ne kadar CL varlığı olsa da ve yeni bir follikül oluşsa da potansiyel preovulatuar bir follikülün harekete geçen bir ovulasyonuna sahip olacakken 21. günde işlem görmüşlerdir

23. günde verilmiş olan GnRH ile Re-senkronizasyonla PGF’yi izleyen 30. günde gebe değil teşhisi ve zamanlanmış tohumlamaları izleyen her iki GnRH(ovsynch) ve ECP(heatsynch) enjeksiyonları 30 günde sırayla %28.4 ve %28.6 gebelik oranında sonuçlara sahiptirler. İlave olarak, Ovsynch ve Heatsynch protokolleri 30 ve 55. günler arasında sırayla %9.4 ve %14.3 oranında gebelik kaybına sebep olmuşlardır

Laktasyondaki sütçü sığırlarda birinci ve ikinci tohumlamaların reprodüktif yönetimine entegre edilmiş ve CIDR eklentilerinin kullanımını araştırmaya yönelik bir deney yapılmıştır. 2 x 2 faktöriyel dizaynına göre rastgele bir biçimde post partum 39 ve 53. günlerde PGF almış,67. günde GnRH, 74. günde PGF ve 77. günde GnRH ile birlikte suni tohumlama yapılmış sığırlardan seçilmiştir. Östrustaki sığırlar,74 ve 77. günler arasında östrus davranışlarına uygun olarak tohumlanmışlardır. 67 ve 74. günler arasında, sığırlar ya CIDR almışlardır(Presynch-Ovsynch-CIDR grubu) ya da işlem görmediği kontrol edilmiş olanları kullanılmıştır(Presynch-Ovsynch-Kontrol Grubu). Zamanlanmış suni tohumlamadan sonra 24 ve 23. günler deneysel aralığında, sığırlar CIDR almışlardır(Resynch-CIDR grubu) ya da işlem görmediği kontrol edilmiş olanları kullanılmıştır(Resynch-Kontrol grubu). İlk seferden sonra, tohumlanmış sığırların östrusta olanları tespit edilmiş ve re-senkronizasyon protokolüyle devamına gidilmemiştir. 23. günde GnRH almış olan sığırlar 30. günde ultrasonla gebelik yönünden incelenmişlerdir. Gebe olmayan sığırlar 30. günde PGF ve 33. günde GnRH alarak tohumlanmışlardır. Tüm birinci ve ikinci tohumlamadaki gebelik oranları, tohumlamadan 30 gün sonra ultrason kullanılarak ve 55 gün sonra genital sistemin rektal palpasyonu yapılarak saptanmıştır. Post partum 53 ve 67. günlerde kan örnekleri toplanmış, sığırlar sahip oldukları progesteron oranına göre düşük(≤1 ng/mL) veya yüksek(>1 ng/mL) olarak sınıflandırılmışlardır. 53 ve 67. günlerin ikisinde toplanan kan örneklerine sahip tüm sığırların ilk seferde gebe kalma oranları saptanmıştır

İlk seferde gebe kalma oranları; 53. günde düşük progesterona sahip sığırlar ve 67. günde yüksek progesterona sahip sığırlarda, Presynch-Ovsynch-CIDR grubu Presynch-Ovsynch-Kontrol grubundan daha yüksek çıkmıştır. Bu düşük-yüksek progesteron kategorisindeki sığırlar, post partum 67. günde ovsynch protokolünün başlama zamanında geç diöstrüste bulunuyor olmalıdırlar. CIDR eklentisinin varlığı, tohumlamada yüksek gebelik oranıyla sonuçlanan senkronize ovulasyonların frekansını yükseltmesine izin vermelidir

Presynch-Ovsynch-CIDR grubunda Presynch-Ovsnych-Kontrol grubuna oranla gebeliğin 30 ve 55. günleri arasında gebelik kaybı oranı azalmıştır. Nonsiklik olarak sınıflandırılmış sığırlarda, post partum 53. günde ve 67. günde toplanan kan örnekleri baz alınmış, Presynch-Ovsynch-CIDR grubu ilk tohumlama için düşük gebelik oranına sahip olmuş, re-senkronizasyon için CIDR almış olan sığırlar bu oranı düzeltmiştir

İkinci seferden sonra 30 ve 55. günler gebelik oranları, Resynch-Kontrol grubunda AIDE olanlara kıyasla Resynch-CIDR grubunda AIDE olarak kategorize edilmiş olan sığırlar için düşmüştür. Ultrasonda CL’a sahip olduğu gözlenen sığırlarda zamanlanmış tohumlamadan sonra 30 ve 55. günlerde gebelik oranları, Resynch-CIDR grubunda Resynch-Kontrol grubundan fazladır. Her iki grupta da CL’u olmayan sığırlar zamanlanmış tohumlamadan 30 ve 55. gün sonrası düşük gebelik oranına sahiptirler. Tedavi gören grupları izleyen ikinci sefer arasında gebelik kayıplarında farklılık yoktur

Laktasyondaki sütçü sığırlarda, sirkülasyondaki progesteronun subluteal konsantrasyonunda CIDR eklentisi sonuçları, follikül dinemiklerinin yönetimine izin verecek ve blok ovulasyon sağlayacaktır. Örneğin; kistik ovaryuma sahip olduğu tespit edilen sığırlar, ovsynch protokolünün PGF ve GnRH etkinlikleri arasında bir CIDR eklentisi, zamanlanmış tohumlamada gebelik oranlarını arttırmıştır. Progesteronun subluteal konsantrasyonları CIDR kullanımıyla ilişkilendirilmiştir, muhtemelen bunun sebebi gebeliğin 6. gününden sonra canlı kalan embriyonun büyümesine doğrudan doğruya yeterli olması gereken progesteron konsantrasyonlarının yetersizliğidir.


5. Bovine Somatotropin (bST) ve By-pass Yağlar

Bovine somatotropin süt ve süt komponentleri ürünlerinde artışı ilerletmek amacıyla mandıra endüstrisinde yaygın olarak kullanılmıştır. bST ile tedavi aynı zamanda fertilizasyon oranını arttırır, embriyo gelişmini hızlandırır, ve embriyo kalitesini geliştirir. Gerçekten de, bST ile uygun zamandaki tedavi ovsynch protokolü veya östrusta olduğu tespit edilen sığırlarla planlı olarak verilmişse gebelik oranını arttırır. Gebe kalma oranlarındaki gelişmeler, aynı zamanda 31 ve 45. günler arası şekillenen embriyonik ölümlerdeki bir almayla ilişkilidir.

Laktasyondaki sütçü sığırlarda reprodüktif karşılıklar üzerinde gebelik ve diet yağ asitlerinin, bST’nin etkilerinin araştırılması amacıyla bir çalışma dizayn edilmiştir. Yaklaşık 17 gündür süt üretimine başlamış olanlarda(DIM), tek parça pamuk tohumunun yağını içeren(kontrol diet) ve balık yağı-zenginleştirilmiş lipidlerin kalsiyum tuzlarıyla hazırlanmış(FO) iki diyet kıyaslanmıştır. Ovulasyon presynch-ovsynch protokolü ile senkronize edilmiş ve sığırlar senkronize ovulasyon zamanında

tohumlanmış yada tohumlanmamışlardır. 0 ve 11. günlerde, sığırlar bST almışlar(500 mg) yada almamışlardır. Tüm sığırlar 17.günde gözden çıkarılmışlardır. Her bir gruptaki sığır sayıları şu şekilde izlenecektir: 5 bST-siklik işlem görmüş kontrol diet(bST-C), 5 non-bST-siklik işlem görmüş(C), 4 bST-işlem görmüş gebe(bST-P), ve 5 non-bST-işlem görmüş gebe(P) sığırlar; 4 bST-işlem görmüş içeren balık yağı-zenginleştirilmiş lipid dieti(bST-FO) ve 5 non-bST-siklik işlem görmüş(FO) sığırlar.

Balık yağı-zenginleştirilmiş lipid ile besleme; süt üretimini arttırmış, 2-5 mm folliküllerin sayılarını arttırmış ve plazma insülin konsantrasyonlarını, kontrollü beslenen sığırlar ile 0. güne kıyaslamadan önceki periyot esnasında düşürmüştür. bST; süt üretimini, gebelik oranını, konseptus uzunluğunu ve gebelikteki interferon-t mRNA konsantrasyonunda etkisiz uterin luminal flushing’teki interferon-t’yi arttırır. bST ile tedavi, plazma büyüme hormonu ve IGF-I’i arttırır. Kontrollü beslenen sığırların arasından,bST plazmadaki progesteron konsantrasonlarını düşürür muhtemelen bunun sebebi büyük oranda bST tarafından harekete geçirilen metabolizma ile ilişkilidir. Balık yağı-zenginleştirilmiş lipidlerle beslenmiş sığırlar kontrollü beslenmiş siklik sığırlardan daha düşük plazma insülinine sahiptirler ve balık yağı-zenginleştirilmiş lipidlerle beslenenlerde bST enjeksiyonlarına yanıt olarak plazma büyüme hormonu ve IGF-I konsantrasypnu değişmiştir. Endometrial IGF-I mRNA, gebe sığırlarda düşmüştür ve çoğu balık yağı ile beslenmiş olanlarda düşmeye meyilli olacaktır. IGF-II mRNA, gebe sığırların endometriumunda ve bST ile işlem görmüş kontrol diet ile beslenmiş sığırlarda yükselmiştir. Balık yağı-zenginleştirilmiş lipid ile beslenmiş olan sığırlar, bST etkinliği yokken artmış IGF-II ve mRNA konsantrasyonlarına sahiptirler.

Prostoglandinlerin biyosentezi için zorunlu olan major enzim prostaglandin H synthase-2 (PGHS-2)’dir, aynı zamanda cycloxygenase-2 olarak bilinir. Bu enzimin etkisi, gebe sığırlardaki PGF’nin luteolitik sınırın önüne geçmesi yönünden önemlidir. Endometriumdaki protein PGHS-2 miktarı, gebe sığırların luminal epitelyumuna lokalize olmuş ve yükselmiştir. Karşılaştırmada gebelik; östrojen reseptör alfa(ERα) mRNA’nın konsantrasyonunun nısbi azalmasıyla ilişkilendirilmiş, endometrial dokuda ERα protein ve oksitosin reseptör(OTR) siklustaki sığırlarla kıyaslanmıştır. Her ne kadar PGHS-2 protein gebelikte yüksek olsa da, censeptustan interferon,t sekresyonu olmasından dolayı gebelik endometriyumunda azalmıştır. Sonuç olarak, PGF’nin luteolitik sınırı gebeliğin erken döneminde meydana gelmez, ama PGHS-2 proteini; gebeliğin erken döneminde immun yanıtta lokalize olmuş angiogenesis,implantasyon,embriyo gelişiminin regulasyonu için oradadır. Balık yağı-zenginleştirilmiş lipid ve bST tedavisinin ikisi de siklustaki ve gebe sığırların endometriyumlarının luminal epitelyum hücrelerinde immunositokimyasal PGHS-2 proteini etkisini azalmıştır. Bu, gebelik oranını geliştirmeye yönelik yapılan çalışmaların etkinliği için kısmen kar sağlamış ve potansiyel luteolitik sistemin azalmasına yardım etmelidir. Prostaglandin E synthase mRNA düzeyi bST-C sığırlarında değil ama cST-P sığırlarında prostaglandin F synthase mRNA düzeyi düşerken,bST ile işlem görmüş gebe ve siklustaki sığırlarda yükselmiştir. Gen etkisindeki bu değişiklikler, CL’un en iyi derecede bakımını sağlayacak endometriyumla PGE/PGF oranında bir artışa potansiyel olarak destek vermiştir. Balık yağı-zenginleştirilmiş lipidle besleme, partiküler endometriyal hücre tipleri içinde PGHS-2 ve ERα, progesteron reseptörünün immunositokimyasal etkisini ayarlamıştır. Müşterek olarak, endometriyal yanıtların bu düzeni, bST ve balık yağı-zenginleştirilmiş lipidlerin bazı genlerin endometriyal etkilerini ayarlamış olarak

gözükmektedir ve bu yanıtların konseptusa bağımlılığı değişkendir. Bu yanıtlar, bST ve balık yağı-zenginleştirilmiş lipidler tarafından belli bir davranış biçimi içerisinde harekete geçerek, gebeliğin bakımı ve kurulumu için yararlı olabilmiştir.

Plazma IGF-I’in yanıtları gruplar arasında bSt ile işlem görmüş olanlarda ilginçtir. bST ile işlem görmüş gebelik kontrolü yapılmış sığırlar, IGF-I’in konsantrasyonları bST-işlem görmüş-siklik kontrol sığırlarından daha yüksek konsantrasyonlara sahip olmuşlardır. Bu farklılık, bST işlemi görmüş sığırlarda konseptus gelişiminin büyük bölümüne katkıda bulunabilmesindendir. Her ne kadar siklusta balık yağı-zenginleştirilmiş lipidler beslenmiş bST alan sığırlarda plazmadaki büyüme hormonu önemli derecede yükselmişse de, IGF-I’in konsantrasyonları örneklenen periyoda oranla başından sonuna kadar düşük kalır. Bu, laktasyondaki sütçü sığırlarda endokrin ve metabolik yanıtlar üzerinde potansiyel olarak yağla beslemenin etkileşimini yansıtır.

17. günden sonra yapılan suni tohumlamada uterus gen ifadesi ve endokrin olarak bST’nin etkilerini değerlendirdiğimiz bu ilk çalışmamız, laktasyonda olmayan sütçü sığırların suni tohumlama ve bST enjeksiyonları için kullanılan protokole benzerdir. Laktasyonda olmayan sütçü sığırlarda gebelik oranı, bST tedavisini izleyenlerde kontrolde olanlara oranla daha azdı, sonradan yapılan çalışmada deneysel model olarak laktasyondaki sütçü sığırlardan, kontrol için olanlardan bST ile işlem görmüş olanların daha yüksek gebelik oranına sahip olanlarının kullanımının önemi vurgulanmalıdır. Her ne kadar bunlar ayrı iki çalışma olsalar da, karşılaştırılabilir aylarda yürütülmüşlerdir, ama farklı yıllarda IGF-I için plazma örneklerinin radioimmunoassay ve büyüme hormonu aynı zamanda tamamlanmıştır. bST’nin eyleme geçirdiği plazma büyüme hormonundaki artış, laktasyondaki gebe sığırlara kıyasla laktasyonda olmayan gebe sığırlarda yeteri kadardan daha düşüktür. Bu, cST ile işlem görmüş laktasyonda olmayan sığırlarda IGF-I’de bir hiperstimulasyonu arttırmak için karaciğer tarafından büyük oranda kullanıldığını gösterir. Açıkça IGF-I’in bazal konsantrasyonları daha fertil olanlarda, laktasyonda olmayanlarda, gebe sığırlarda, laktasyonda olan gebe sığırlara oranla daha yüksektir. Bununla birlikte, laktasyonda olmayan sığırlar bST ile işlem görmüşken, gebelik oranında düşüşe sebep olan bST düşüşü için önem sağlamış olan IGF-I’in hipersekresyonu mevcuttur. Karşılaştırmada, bST almış laktasyondaki gebe sığırlar, gebenin bazal konsantrasyonlarındaki sırada yaklaşık olarak plazma IGF-I konsantrasyonlarında artışa sahip olmuşlar, bST almamış laktasyondaki sığırlar daha fertil olmuşlardır. Muhtemelen, bST enjeksiyonlu laktasyondaki sütçü sığırlarda gebelik için plazma IGF-I konsantrasyonlarının en uygun derecesi arşivlenebilmiştir. Bu dizinin dışındaki konsantrasyonlardaki bir artış, gebelik oranında bir düşüşe yönlendirebilir.

Açıkça sığırlardaki bST enjeksiyonları post partum 70. günlerin periyodunu bekleyen gönüllü olanlarda ilk seferlerindeki deneyim, gebelik oranında bir artışa sahip olacaktır. Tohumlanmış ve östrusta olduğu saptanmış sığırlarda bST’nin etkisini değerlendirilmesi veya zamanlanmış suni tohumlama protokollerinin, çoğu kesim için, kullanımı saptanmıştır. Gerçekten de ovulasyon zamanını senkronize etmek için yapılan protokoller, aynı presynch-ovsynch protokolleri gibi, bST gibi potansiyel fertilizasyon ürünlerinin testine izin verir. bST’nin faydalı etkileri, zamanlanmış suni tohumlama protokolüne itinâ ile adapte edilmemiş kar amaçlı kurulan süt sığırcılığında kolay olarak tespit edilemez, östrus tespiti ile birbirlerine bağımlıdır.

bST ile tedaviler östrus ifadesisin azalmasını ve sonuç olarak ilk suni tohumlama aralığını geciktirdiğini göstermiştir

6. hCG ile Aksesuar CL’un İndüksiyonu

Östrus siklusunun 5. gününde, hCG reseptörleri LH içeren dominant folliküllerin granulosa hücreleri, aksesuar bir CL’un formasyonuna ve ovulasyonuna neden olacaktır. Bu nedenle, hCG’nin suni tohumlamadan 5 gün sonraki etkisi erken gebelik dönemi esnasında progesteron sekresyonunu arttırıcı bir potansiyele sahiptir, ve CL’un varlığını sürdürmesi zamanına yaklaşım periyodu içinde üç folliküler dalgaya sahip olan sığırlarda ovaryum folliküler dinamikleri değiştirir. Suni tohumlamadan 5 gün sonrasında laktasyondaki sığırlara 3300 IU yapılan hCG enjeksiyonu, CL sayısını ve plazma progesteron konsatrasyonunu yeterince arttırır. 28, 42, ve 90. günlerde gebe kalma oranı hCG tedavisi ile arttırılmıştır, ama geç embriyonal ve fötal kayıpların oranlarını değiştirememiştir. Bu yüzden, Gebe kalma oranı üzerinde hCG’nin pozitif etkisi, erken embriyonik kayıpların azalması bakımından arabuluculuk yapmaktadır. Ek olarak, hCG tedavilerinin yararlarının çoğu, yavrulama periyodu sırasında vücut kondüsyonunu yitiren laktasyondaki sütçü sığırlarda gözlenmiştir. Embriyo transferi alıcıları ile yapılan son çalışmada hCG ile işlem görmüş alıcıların gebelik oranında bir artış saptanmıştır. 6. günde hCG alan sığırlarda gebelik oranı, östrustan sonra 1. günde almış olanlara bakılarak daha yüksektir. Aksesuar CL’un indüksiyonuna ve artmış plazma konsantrasyonlarına yapılan takviyeler, sığırlarda erken embriyonik ölümleri azaltır. Bir sürü içinde ekstra bir CL’u olan sığırların, yalnızca bir CL’a sahip olan sığırlara kıyasla sekiz defa daha az fötal kayıplarla karşılaştığı görünmektedir. Gebelik devamında spontan bir çift ovulasyonun etkisi ikiz gebeliklerle bağlantılı değildir çünkü aynı çalışmadaki ikizlere gebe sığırlar 3.1 kere muhtemelen daha fazla gebelik kaybıyla karşılaşmışlardır. Yüksek üretime sahip sütçü sığırların büyük bir progesteron metabolizmasına sahip olmalarından beri, hCG tedavisine daha çok karşılık verirler. Literatür, aksesuar bir CL’a neden olmak için kullanılırken gebelik oranını arttırmaya yönelik GnRH kullanımının hiçbir faydasının görülmediği çalışmalarla ağzına kadar tıka basa doludur. GnRH’nın hCG karşıtı olarak kullanımı, sonradan oluşan luteal faz sırasında plazma progesteron konsantrasyonlarında düşük bir artış ve in vitro olarak LH’ya daha az akrşılık veren bir aksesuar CL’un indüksiyonu ile kısa süre LH’ya maruz kalmayla ilişkilendirilmesi taktire değer tarzda önemlidir. Bundan başka, hCG’nin kullanımı, laktasyon sırasında vücut kondüsyonunu kaybeden yüksek üretimli subfertil sığırların populasyonlarını hedef almalıdır

Δεν υπάρχουν σχόλια:

Δημοσίευση σχολίου