Τρίτη, 4 Μαΐου 2010

Toxoplasma gondii benzeri protozoer enfeksiyonlar: Neospora caninum enfeksiyonu

Doç.Dr. Oğuz KUL

Kırıkkale Üniversitesi Veteriner Fakültesi

Patoloji Anabilim Dalı


Neosporozis, ilk kez 1988 yılında köpeklerde tanımlanan ve Toxoplasma gondii-benzeri lezyonlarla karakterize protozoer bir enfeksiyondur. Benzeri hastalık tablosu 1984’de Bjerkas ve ark., tarafından da rapor edilmesine rağmen, yalnızca toksoplazmozla olan benzerliğinden yola çıkılarak lezyonlar tanımlanmış, yeni bir hastalık olduğuna dair kanıtlar gösterilememiştir.
 Protozoonun keşfedildiği ilk yıllarda, hastalık hakkında bilinmeyenlerin sayısı bilinenlerden çok daha fazla olması nedeniyle, bilim dünyasında yeni bir protozoer hastalıktan çok, mevcut T.gondii ve/veya Hammondia hammondi enfeksiyonlarının bir varyantı olabileceği yönündeki düşünceler yaygındı.

Ancak, köpeklerde neosporozisin 1950’li yıllarda bile var olduğunun geriye dönük parafin blok arşivlerindeki örneklerde gösterilmesiyle birlikte, Neospora caninum adı konulana değin çoğu olgunun da yanlışlıkla T.gondii olarak isimlendirildiği ortaya konulmuştur. 1988-1998 arasında, N.caninum enfeksiyonlarının anlaşılabilmesi için yoğun çalışmalarla geçen ilk 10 yılda; protozoonun, morfolojik, antijenik ve moleküler tanımlaması yapılarak, diğer tüm Apikompleksan parazitlerden ayrıldığı, doğal ya da deneysel enfeksiyonların köpek, sığır, kedi, koyun, keçi ve primatlar (insan hariç) da şekillenebildiğine dair ipuçları elde edilmiştir. Neosporozisin sığırlarda abort nedeni olduğuna dair ilk bilgilerin 1990’lı yıllarda yayımlanmış, izleyen 10 yılda hemen tüm dünya ülkelerinden süt ineklerinde neosporosise bağlı abortlar artan sıklıkla rapor edilmiştir. Özellikle, Avustralya, ABD’nin bazı eyaletleri, Brezilya ve İngiltere’de neosporozise bağlı yüksek insidenste abort salgınları sonucu, hastalığın ekonomik olarak damızlık süt ineği işletmelerini etkilediği ve ciddi problem oluşturduğu anlaşılmış ve bu ülkelerde neosporozis, kısa sürede sığır abortlarından sorumlu en önemli etken konumuna gelmiştir. Aynı yıllarda (1998), N.caninum’un son konak olarak köpek ve çakalları kullandığı bulunmuş ve yapbozun önemli eksik parçalarından birisi olan oosist formu tanımlanmıştır. Köpeklerin son konak olarak tanımlanmasıyla birlikte de, bulaşmada sığır-köpek ilişkisi ortaya konulmuş ve her iki tür için de ticari serolojik tanı kitleri geliştirilmiştir.

2000’li yıllar, neosporozisin epidemiyolojik olarak süt sığırları için önemli bir hastalık olduğunu ve gebe ineklerin genellikle ikinci trimesterde abort yaparak, tekrarlayan gebeliklerinde de abort şekillenebileceğini göstermiştir. Bununla birlikte, süt sığırları için esas tehlikenin aborttan çok, parazitin gebelik döneminde anneden yavruya aktarılması ve sağlıklı görünen ancak paraziti taşıyan buzağıların doğumu olduğu anlaşılmıştır. Buna göre, eğer fötus veya plasenta köpeklere yedirilmezse, abortların damızlık sürü içerisindeki insidensin artmasında etkili olmayacağı, ancak N.caninum seropozitif doğan dişi buzağıların ileride damızlık adayı olarak seçilmeleri halinde hastalığın sürekliliğine yol açabileceği ve hastalık sıklığının bu sürülerde gün geçtikçe artabileceği ileri sürülmüştür. Erkek damızlık boğalar ve spermanın hastalığın bulaşmasında önemli bir role sahip olmadığı da çeşitli deneysel çalışmalarla gösterilmiştir.

Gebe ineklerdeki tek klinik bulgunun abort olması nedeniyle bulgular tanı için yeterli değildir. Neosporozisin tanısında, ELISA ve immunfloresan teknik (IFAT) gibi serolojik yöntemler sıklıkla kullanılmakta, ancak bir sürüde seropozitiflik saptanması, hayvanların yalnızca etkenle karşılaştıklarını göstermekte, hayvanların klinik olarak hasta oldukları veya abort yapacakları anlamına gelmemektedir. Türkiye’de birçok coğrafi bölgede süt ineklerinde ELISA testi kullanılarak yapılan serolojik saha çalışmalarında, ülkemiz hayvanlarının N. caninum ile karşılaştığına dair raporlar bulunmaktadır. Ülkemiz süt ineklerinde seropozitiflik %7 ile % 33 arasındadır. Buna rağmen, bugüne kadar Neosporozisin ülkemiz hayvancılığı için klinik öneme sahip bir hastalık olup olmadığı yada süt ineklerinde abort ve enfekte yavru doğumlarından ne derecede sorumlu olduğuna dair kesin çıkarımlarda da bulunulamamıştır. Benzer şekilde, N. caninum’un neden olarak gösterildiği, aborte, ölü doğan ya da klinik hasta buzağılara ait sayısal bir değer de yoktur. Bu nedenle, serolojik çalışmalar ile ortaya konulan coğrafi yaygınlık ve oldukça yüksek insidens verileri, neosporozisin süt ineklerinde önemli ekonomik kayıplarla seyredebilecek klinik hastalık meydana getirebileceğini düşündürmektedir.

Hastalığın bulaşmasından büyük ölçüde köpekler sorumludur. Bursa bölgesi sokak köpeklerinde yapılan serolojik incelemede (Coşkun ve ark, 2000); (15/150) % 10 oranında pozitiflik tespit edilmiştir. Ayrıca, başka bir raporda (Batmaz, 1999), sinirsel klinik belirtiler gösteren bir köpekte IFAT ile 1/1200 titrede seropozitiflik gösterilmiş ancak protozoonun kendisinin saptanamadığı bildirilmiştir. Son olarak, Kırıkkale’de seropozitif bir anneden doğduktan kısa bir süre sonra ölen köpek yavrusunda; şiddetli nöron nekrozları ile immunoperoksidaz testlerde N.caninum antijen immunopozitif alanlar saptanmıştır (Yayımlanmamış bilgi). Köpeklerde bildirilen bu olgular, Türkiye’de N.caninum enfeksiyonunun arakonaklar ve köpekler arasındaki biyolojik siklusunun tamamlaması için uygun ortamın bulunduğuna dair kanıtlar olarak gösterilebilir.

Neospora caninum enfeksiyonları ile ilgili her yıl 200’ün üzerinde bilimsel makale yayımlanmakla birlikte hastalıkla ilgili halen cevaplanmayı bekleyen konular bulunmaktadır. Bunların başında, neosporozisin insanlar için bir problem olup olmadığının anlaşılabilmesidir. Etkene ait protein yapılarının ya da spesifik antikorların insanlarda varlığı gösterilmekle birlikte, abort ya da diğer klinik bulgulara yol açabildiğine dair herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Neosporozis hakkında merakla cevabı beklenen diğer konular ise; gebelik sırasında parazitin reaktivasyon mekanizması, parazit immunolojisi ve ilaçla tedavi seçenekleridir.



Literatür

Batmaz, H., Aydın, L., Şentürk, S.(1999). Bir köpekte Neospora caninum olgusu. III. Ulusal

Veteriner İç Hastalıkları Bilimsel Kongresi, 8-9 Temmuz, Ilgaz-Kastamonu



Coskun, S.Z., Aydın, L., Bauer, C. (2000). Seroprevalence of Neospora caninum infection in domestic dogs in Turkey. Vet. Rec., 146: 649.



Dubey, J.P., Carpenter, J.L., Speer, C.A., Topper, M.J., Uggla, A. (1988). Newly recognised fatal protozoan disease of dogs. JAVMA, 192:1269-1285.



Kul, O., Kabakci, N., Yildiz, K., Ocal, N., Kalender, H., Ilkme, N.A. 2009. Neospora caninum associated with epidemic abortions in dairy cattle: The first clinical neosporosis report in Turkey. Vet. Parasitol., 159, 69-72.



Ortega-Mora, L.M., Gottstein, B., Conraths, F.J., Buxton, D., 2007. Ruminants: Guidelines for Diagnosis and Control in in Farm Protozoal Abortion. CAB International U.K



Yıldız, K., Kul, O., Babür, C., Kılıç S., Gazyağcı, N.A., Çelebi, B.“ Sığırlarda abort nedeni olarak Neospora caninum, Toxoplasma gondii ve Brucella abortus enfeksiyonlarının araştırılması ” XV. Ulusal Parazitoloji Kongresi, 18-23 Kasım 2007, Kayseri-Ürgüp.

2 σχόλια:

  1. Thank you for the auspicious writeup. It in truth was a entertainment account it.
    Look advanced to far delivered agreeable from you! However, how could we keep in touch?


    Visit my web-site home cellulite treatment

    ΑπάντησηΔιαγραφή
  2. Paynes Creek rosacea laser treatment

    Feel free to visit my web site rosacea laser treatment Lake Lotawana

    ΑπάντησηΔιαγραφή